24 Tem 2010

Badem-ceviz

Kocamustafapaşa pazarından diyalog:

- Bademin cevizin hep en büyüğünü alıyordu. Meğer kocası uzun yol şoförüymüş abi...

21 Tem 2010

Özel bir not

Google'da "arpasuyu mrs dalloway" kelimelerini birlikte aratarak bloguma gelen kıymetli kişi, sizi saygıyla selamlıyorum...

Sanırım Rushmore'daki gıcık oğlanın annesi de Mrs Dalloway'di, bak şimdi fark ediyom bunu.

20 Tem 2010

Uşak Gotiği

Mefruşatçı Fehmi'nin, hakkında bir zamanlar kolum gibi sazanları eliyle suyunun yüzünden topladığına dair kuyruklu yalanlar savurmaktan kaçınmadığı ama çoktandır kurumuş olan Dokuz Sele Deresi'nin yanıbaşındaki dükkânını açmak için erkenden kalkan Tesisatçı Şeref, Çakaloz Sokak'taki evinden yürüyerek on dakika çeken İsmetpaşa Caddesi'ne çıktığında zıpkın gibi bir sabah esintisi beyaz şilebezi gömleğini yalayıp geçti. Kendisi gibi erken kalkan esnaflardan, erken iş tutan seyyar satıcılardan, okullarına ya da işlerine gitmek için evden erken çıkan öğrencilerden, memurlardan ve odacılardan tanıdıklarına selam vererek tempolu bir yürüyüş tutturan Tesisatçı Şeref, evde sabah kahvaltısı yapmış olduğu halde İş Bankası'nın karşısındaki simitçiden bir tane de simit alıp, Belediye'nin önünden geçerek Mimar Sinan Sokağı'na saptı ve gördüğü manzara karşısında cin çarpmışçasına donup kaldı olduğu yerde.

Zira Mimar Sinan Sokağı'na bakan tarihî Ulu Camii'nin yanıbaşında, şehrin göbeğinde kapkara, korkutucu, görkemli bir gotik kilise yükseliyordu.

Arkası belki yarın, belki yarından sonra...

12 Tem 2010

37

Gel gel yanalım ateş-i aşka...

37'yi de gördük ya bu şehirde, daha da iflah olmayız tayfam.


Müdüre not: Oğlum garıştırmadan iç enki mereti. Sanki yılların âlemcisiymiş gibi durup durup azıtıyon, ondan sonra gubur başı bekliyon sabaha gader. Dekleşik iç, efendi ol, ordan alıp öte yana goma...

10 Tem 2010

İronilere gelesin

İroniye gel vatandaş. Oğuz Atay'ın memleketi İnebolu'da 'Oğuz Atay Çocuk Parkı' varmış. Yazık lan orada oynayan çocuğa, ne ruh sağlığı kalır vallahi, ne esenlik.

Olmuşken İnegöl Emniyeti, ilçedeki karakolların birine de "Franz Kafka Karakolu" desin, suç oranı anında sıfıra inmezse bak...

"Cep Tarkovskisi" Küçük Nuri bu kez de Alman taşrasında


Evvelce memleket taşrasında görülen "Cep Tarkovskisi" Küçük Nuri bu kez Alman taşrasına açıldı. Nazi partisinin savaş sonrası Alman tarihinde en çok oy aldığı (yüzde 20'nin üstünde) kasabanın yedi kilometre ötesinde korkusuzca tatilini yaptı, bu kez de Uzak özentisi çalışmalarıyla adam olmayacağını gösterdi.

Not düşmeyince unutuyorum lan, iki şey söyliycem. Hiç sevişme sahnesi olmayan Persona hayatımda seyrettiğim en erotik filmlerden biriydi. Günümü gecemi adayıp okuduğum Şebnem İşigüzel romanı Sarmaşık ise hayatımda okuduğum en kötü romanlardan biriydi. Rafet el Roman'dan bile kötü olabilir, o kadar yani...





9 Tem 2010

Düğme

Zizek'in liberal demokrasiler için kullandığı süper bi benzetme var. Otomatik asansörlerdeki kapı kapama düğmelerini örnek veriyor. Aslında tamamen "placebo" etkisi veren düğmeler bunlar. Sen ona bassan da basmasan da kapı kapanacak. Düğme sadece seni tatmin etmek için, kapının kapanması için bir şeyler yapıyormuşsun yanılsamasını sana yaşatmak için orada. Ama yine de dayanamayıp basıyorsun her seferinde.

Almanya'da son 25-30 yılın en piyasacı, en anti-sosyal yasalarını Schröder'le yeşiller, yani solcular geçirmişti. Meşhur Hartz IV hikâyeleri falan. Sosyal devletin dibine dinamit koymak sosyal demokratlara düştü. Şimdi de en anti-kapitalist, en tasarrufçu, en düzenleyici yasaları Merkel'le meymenetsiz Guido'nun liberal demokratları şeediyor. Azgın finans piyasalarına dur demek de o piyasalar iyi çalışsın diye iktidara gelen sağ muhafazakârlara düştü. Ondan sonra demokrasiymiş, seçimmiş, oymuş kaşınıp duralım biz.

Demokrasi aslında kendimize çaktırmasak da şehvetle izlediğimiz, pronografik bir zevk duyduğumuz çevre felaketlerini andırıyor. Hem zevkli, hem rahatlatıcı. Bizden uzak nasıl olsa...