31 Mar 2008

İlk kartpostal

Gördüğünüz üzere memlekette hava boktan, haliyle resim de boktan.

Kendi başlığım bana şunları çağrıştırdı:

İlk öpücük:

Bu sanırım Fransız gençlik dizisiyidi, cüstin diye bi kız vardı, âlem ona hastaydı. Sabah akşam tilt oynayarak gencecik dimağları tilt eden, deri montlu, ekose gömlekli oğlanlar dolanırdı orta yerde...

İlk kurşun:

Bunun da anıtı var İzmir'de.

Anı:

Pasaport sırasında, dut gibi sarhoş bir Alman vatandaşı yanıma yaklaşıp, 'sıranı alabilir miyim?' dedi. Ben de 'sebep?' dedim. Sebep söyleyemedi. 'Hayır alamazsın!' dedim. 'Fakyu!' dedi, ben de ona 'Fakyu tu!' dedim. Sonra eleman arkaya geçti. Son derece medeni bir diyalog ve fikir alışverişi olduğu kanaâtindeyim.

28 Mar 2008

Manyetik tren yalan oldu


Böyle Diskavıri kanalında felan mühendislik harikaları gösteriyorlar, benim pek ilgimi çekmiyor nedense. Böyle bi proje vardı Almanya'nın Münük kentinde, havaalanıyla merkez istasyon arasında saatte 500 km'ye ulaşan manyetik tren koyacaklardı. Bu şu anda sadece Şangay'da çalışmakta olan yeni bir sistem falan.

Neyse, Hristiyan Demokratlar'ın prestij projesinin gümlediği açıklandı birkaç gün önce. Maliyeti beklenenin üstünde çıkınca vazgeçtiler projeden. Çevreciler sevindi bu işe, bir de tabii CSU'nun politik rakipleri.

Teknolojiyi gelişten şirket ise şimdilerde Çinliler'e kakalamaya çalışıyor projeyi.

Hayırlısı olsun, saatte 500 km'yle giden bir trende yolculuk etmek isteyenler de bir zahmet Çin'e gitsin artık.

Ayrıca, Tibet'teki olaylardan ötürü Olimpiyatlar'ı boykot etsek mi lan? Almanya günlerdir bunu tartışıyor...

Memleket öncesi son demler

Bulonk yine ihmale uğradı, vicdanım ıraatsız oldu...

Düğün dernek şenlik ve başka amaçlarla memlekete gidilecek birkaç güne, oradan kart atmaya çalışırken, bir yandan da eskiden biriken malzemeyi vakit oldukça şirinleyeyim diyorum. Amcam çok kullanır bu "şirinlemek" fiilini günlük hayatta. Kendisi ayrıca bardaktan tarhana çorbası içer ve dünya yer elması rekoltesinin yüzde 20 kadarını tek başına tüketir, hiç üşenmez o eğri büğrü şeyi soyup hatır hutur yemeye...

Soru: Yer elmasına sizin orada ne derler? Cennet elmasına ne derler? Sizin orada bahar ayında sokakta yeşil nohut satılır mı?

Netice: Bir yere gittiğimiz, dükkânı kapattığımız falan yok.

Senariste not: Cuma'ya gittik diye yandaki dükkândan alışveriş eden ya da süpermarkete gönül indiren gödelekleri zaten istemeyiz dükkânda

20 Mar 2008

Kapak olsun!


En kötü albüm kapaklarını derlemiş birileri, ordan şeettim bunları ayıptır söylemesi.

Yakında benim de, "Müzikle Geçen 29 Yıl" adlı albümüm bütün müzik marketlerde olacak. Şahane kapak hazırladım, burada sergileyeceğim, albümün çıkmasına az bir süre kala. İlk kez Rehavet Havası okurları görecek.

Bir de şu var: Bu "albüm" ne zaman yerleşti lan dilimize? "Kaset kapağı" derdik biz buna eskiden, müzik setine de "teyip" derdik mesela... Yeni gençler karışık kaset hazırlamayı bile bırakmış azizim...

Son söz: Lakostuna hastayım Tino!

Hınç al!

Futbolseverin gözünde Hıncal Uluç'un yeri, şekli şemali az çok bellidir. Şimdi buna şizofreni mi denir, başka bir şey mi bilemesem de, o Hıncal Uluç'un son 10 gün yazdıklarından birkaç başlığı sıralayayım şuraya.

- Sevgiyi söylemek.. Söyleyebilmek..

- Yalnızlığı, ağlamayı bilir misin?.

- Teşekkürler Acun!.. O duygu, o sevgi gecesi için..

- Aşkı ve anıları müzikte yaşamak..

Ne biçim adam lan bu?

NOT: Ayrıca siz yalnızlığı, ağlamayı bilir misiniz dostlar? Ha bilir misiniz? Bilir misiniz ulan? Eşiktekini beşiktekini bilir misiniz? Birileri ölüp, birileri nutuk atarken köşe yazılarında...

17 Mar 2008

Lale

Reşad Ekrem Koçu'ya göre, batı dillerinde lalenin karşılığı olan "tulip" sözcüğü bizdeki "tülbent"ten geçiyor.

Laleyi Osmanlı'dan alıyor ya Evropalılar, ilk gördükleri lale beyaz olanıymış ve ona bizim topraklarda "tülbent lale" denirmiş. İşte "tulip" kelimesi de böyle geçmiş ecnebi dillerine.

Bilindiği gibi Kopenhag kentini ise Tekin Bey kurmuştur ve kentin ilk adı Tekin'dir. Ancak zaman içinde Tekin-Teke-Tük şeklinde değişerek, Kopenhag haline gelmiştir.

Oyuncak

Sağolsun, kıymetli yengem (ahaha) dikkatimi çekti. Amazon'da satılan bir oyuncak bu. Sosyal bilimciler bunun üzerine yazıp çizsin, beni uğraştırmasınlar:

16 Mar 2008

BSGY # 9

Haber: Trabzon Transfer Şampiyonu

Kullanıcı: abuzer
Adres: bosna yersek bulgaristan

Yorum: olum dalga geçmeyin trabzon la sqkarım oduni ğotuuze

Çakar!

SORU: Aynı zamanda iyi bir aile babası mısınız?

YANIT: Olmaya çalışıyorum. Ne demek iyi aile babası? “Çocuklarıma çok vakit ayırıyorum” diyorlar. Bunlar çok kolpa laflar. Fazla vakit ayırıyorsun da ne yapıyorsun? “E, beraber Garfield seyrediyoruz.” Yemişim Garfield’ı!

Hastasıyım arkadaş Ahmet Çakar'ın...

15 Mar 2008

With Or Without You ve 1987

Yutu, "With or Without You"yu 1987'de çıkardı. 1987'de benim kardeşim doğdu. Televizyonda Şemsi İnkaya'nın oynadığı bir dizi vardı, kardeşimin adını benim vermemi istediler. Benim ilkokulda aşık olduğum bir kız vardı, kardeşim onun adını aldı soğuk bir taşra akşamında. Ben o gece utancımdan uyuyamadım. Kardeşim hâlâ, ilkokul aşkımın adını taşırken, ben yıllar sonra dörtolyda dolmuş beklerken ilkokul aşkımı görür gibi oldum. 1987'de ne yutu'dan, ne de aşkın ne olduğundan haberdardım aslında. 1987'den yüzyirmibeş ışık yılı sonra ilkokul aşkımı gördüğümde hiçbir şey hissetmedim, yutunun baş adamı da zaten kodamanlarla poz verir olmuştu o yıllarda, bir şeyler hissetmek ciddi bir ustalık işi haline gelmişti. Uzun yıllar sonra hem yutunun, hem de aşkın ne olduğunu keşfettim ama olan kardeşime oldu, o adı taşımak zorunda kaldı bir ömür boyu...



Çok sonra, Beşiktaş'ta camı pencereyi sonuna kadar açtığımız bir yaz gecesi, martı böğürtüleri eşliğinde seyrettik Winterbottom'un aynı adlı filmini, fevri bir uzun yol arkadaşıyla. Bir şeylerin sona erdiğini, yeni bir şeylerin başladığını iki yerde böylesine yoğun bir şekilde hissedip, böylesine kanırtıcı bir bilinçlilik hali içinde özümsemiştim. Biri Beşiktaş'taki o öğrenci evinde, Fevri'yle bu filmi seyrederken; diğeri Yeni Foça'daki aile pansiyonunda diğer uzun yol arkadaşlarımla anlamsız şeylere yarın yokmuş gibi gülerken.

1987'den bu yana 20 yıl geçti...

9 Mar 2008

Bir Opel kaç adam alır?

Bugün ulusalcı, anektodcu, entıra-bol-basmacı, goygoycu, yaygaracı, üçüncü sayfa köşe yazarı üslûbuyla yazmak istiyorum. Af buyurun:

Hayvanlar

Bavyera'nın otobanı vızır vızır işliyor.

Polis, fazla yavaş ilerleyen bir Vectra'dan şüphelenmesin mi, şüpheleniyor...

Durduruyorlar arabayı, bir de ne görsünler.

Bildiğin binek otomobiline 14 kişi binmiş!

Ayı herifler!

Hadi kendiniz ayısınız, çoluğa çocuğa yazık değil mi?

Köylüler!

Kıllılar!

Kıllı köylüler!

Efendim, Fransa'da ikâmet eden Romanyalı bir aile imiş. Memlekete dönüyorlarmış Almanya üzerinden.

Beşi bagajda eniklerin...

Arkada iki kadın, ikisinin kucağında da ikişer enik, aralarında bir de sıpa...

Önde de kıllı kocaları.

Hayvanlar! Orospu çocukları!

İyi pazarlar Türkiye'nin çağdaş okurları.

8 Mar 2008

Kırmızı tuborg

Kırmızı tuborgun yeniyetme efsanelerimizdeki müstesna pozisyonundan mı söz etsek, votkası fazla kaçmışlığının sebep olduğu ispirtosuluğundan mu, yoksa alet olmaktan bıkıp kaldıraç olmaya evrildiği tarih kesitinin genç dimağların kendinibilirlik haritasındaki kırmızıya boyanmış, insanlık için küçük topoğrafya için büyük, özerk bölgesinden mi? Efes extrayla yarıştırıp köylülüğünden, yontulmamışlığından, toplumsal tutkallığından mı dem vursak, yoksa bildiğimiz birayla kıyaslayıp körpeliğimize attığı kıvrak çalımlardan, kurnaz el enselerden mi dalsak meseleye? Mavinin kırmızıya nazaran ferahlatıcılığının yaş geçtikçe idrak edilen büyüsünü teslim edip, kırmızının durduğu yerde duramamazlığının fişteklediği ekseninden öteye hükmü olmayan delişmenliğin sahte avutuculuğuyla mı selamlasak kızıl tuborgu? Her durumda, Edip Amca'ya mı kulak versek:

Bir şey hızla duruyor
Bir uçak sanki bin uçak
Bir gün öğleden sonra her gün öğleden sonra

İsrail

Gazze yeniden fokur fokur kaynarken, âlemi vicdansızca seyre dalan benim gibilere anlatacak özel bir şeyim var. Bunun altından hangi Freudyen psikyatr/psikopat nasıl kalkar artık siz hesap edin.

Almanca bilen İsrailli bir kız arkadaşımızın, İsrailli erkek arkadaşı; sevişirlerken ısrarla, kızımızın Almanca konuşmasını istiyormuş.

Dada




Carr: Komunist bir toplumda Dada’ya yer olacağını sanmıyorum.


Tzara: Şimdiki düzene bunun için karşı çıkıyoruz zaten. Bu sistemin içinde yerimiz var.



Tom Stoppard, Travesties

6 Mar 2008

Grev var


Yüzde 6 veriyorlar, onlar yüzde 12 istiyor. Baktılar olmayacak, "grevin de bokunu çıkarırız" dediler. Berlin'de, BVG'ye bağlı metro ve otobüsler 10 gün boyunca çalışmayacak. Ayrı bir sendikaya bağlı olan banliyo (S-Bahn) makinistleri de Pazartesi günü onlara katılıyor. Hayat fena halde felç olacak. Biz uzun zamandır tamir isteyen bisikletlere bakım yapacağız, kireçlenen dizlere kuvvet diyeceğiz. Burjuva konformizmine yüz vermeden, grevi de aslanlar gibi destekleyeceğiz tabiî...

Foto: DPA

Boris nerede?


Sağ alt köşeye dikkat. Boris Becker, Brandenburg Kapısı'nın tepesine çıkmış, Quadriga'nın hemen altında Berlin belediye başkanı Klaus Wowereit'la röportaj yapıyor.