31 Mar 2012

Yeniyetme edebiyat heveslisinin vazgeçemediği tipler - I

FELSEFE YAPAN ŞARAPÇI

Derdin felsefeyse gider Kant okursun, Hegel okursun arkadaşım; şarapçıdan felsefe öğrenilmez. Şarapçıyla güzel muhabbet edersin, ondan hayata dair iki çift şey öğrenirsin, derdine ortak olursun ya da o seninkine ortak olur; hepsi eyvallah da, felsefeye girince işin şekli değişiyor. Ben şimdi İstanbul'un kıyıda köşede kalmış bir semtinin kuytu bir deniz kenarında demlenmekte olan şarapçıya bir dal sigara ikrâm etsem adamın keyfî yerine gelir, "buyur otur birader" der, muhabbete ortak eder beni; ama aynı adama varoluş bunalımlarımdan falan söz etmeye başlarsam olacaklar bellidir: Şanslıysam bir okka küfür yerim, şanssız ve sıskaysam bir araba dayak.

30 Mar 2012

Dost dost diye Dosto'ya


Dosto, "Ecinniler"de kahramanlarından birini pek güzel konuşturuyor, yüz yıl önceden konuya müdahil olup, Fevri'nin bir önceki yorumuyla paralel, yazıcının (şimdilerde aktif feybsuk-tivitır kullanıcısının) kibrine feveran ediyor:

"Geçen yıl bir dergide, (Karamazinov'un) en güzeli yaratma, felsefe yapma çabasıyla yazılmış bir yazısını okumuştum. İngiltere kıyılarında bir yerde tanık olduğu bir geminin batışını anlatıyordu. Her şeylerini yitiren insanların kurtarılışlarını, boğulanların cesetlerinin denizden çıkarılışını görmüştü. Oldukça uzun, kalabalık sözlü bir yazı. Kendisini öne sürmek amacıyla yazılmıştı yalnızca, belliydi bu. Satırların arasında yazarın şöyle fısıldadığı duyuluyordu sanki: 'Benimle ilgilenin yalnızca, o anda nasıldım, ona bakın. Burada anlatılan deniz, kasırga, kayalar, parçalanan geminin kalıntıları neyinize gerek? Güçlü kalemimle yeterince anlattım size bütün bunları. Ölü kolları arasında ölü çocuğunu sıkı sıkı tutan şu boğulmuş kadınla ne diye ilgileniyorsunuz? İyisi mi bana bakın siz. Bu görünüme bakmaya dayanamayıp arkamı döndüğüme bakın. İşte, arkam dönük duruyorum; bakın, dehşet içindeyim, dönüp boğulanlara bakacak gücüm yok; gözlerimi kapıyorum sıkı sıkı - söyleyin bu daha ilginç değil mi?'"


29 Mar 2012

İstihbarat ama milli değil!

Internet bunun için icat edildi lan, feysbuk'ta elalemin resimlerine bakın, twitter'da 'şu anda eşeğin zikindeyim, burası çok güzeeeelll' yazın diye değil. Jakoben modunu açtım, tutmayın artık beni...

Seç beğen al işte, MIT'den zibil gibi ders materyali:

İlim irfan mühim



Gerisi burada. Çok eğlenceli.

28 Mar 2012

Adı güzel kitaplar

Uzun kitap adını seviyom herhalde. Aslında çok iddialı, az buçuk da pazarlama numerosu kokuyor ama çekici be birader. Bak mesela şu kuzulara:







Çalışmak Yavaş ve Acılı Bir Ölüme Neden Olabilir
Juliane Beer







Kafka Gençti ve Paraya İhtiyacı Vardı
Konstantin Richter


Berlinli romantik yiğido



Favori mekânım Wenierei'ın önündeki direkte görmüştüm bu romantik yiğidonun mesajını. İnşallah bulmuştur:


17 Aralık, 19:40 civarı
Cumartesi akşamı Veteranen Sokağı'ndaki WEINEREI'ın önü:

Sen, kocaman, koyu bukleli, çok güzel, alışverişten dönerken yandaki vitrine şöyle bir göz atıp ortadan kayboldun.

Ben, beyaz kasketli, elimde bir şişe şarap bisikletle ilerliyordum. Şimşek çarpmış gibi oldum, seni bir kadeh şarap içmeye davet edemedim.

Şimdi bu hatamı telafi etmek istiyorum

27 Mar 2012

Ekonomi tıkırında

Gazetelerin ekonomi sayfaları, Avrupa'daki finans krizi falan ne kadar sıkıcı, ne kadar suflî konular yarabbim. Bu işin eğitimini aldım, okuyayım öğreneyim diyorum ama inan dayanamıyorum. Evvelce de yazmıştım bir yerde, buna harcayacağım zamanda gider fazladan iki Çehov öyküsü, üç Cansever şiir okurum, ruhum dinlenir, kafam berraklaşır hiç değilse. Zaten kusura bakmasınlar da, bu sayfaları hiç sıkılmadan okuyanların da hayatları çok sıkıcı olmalı...

Neyse bak, Ursula'dan dakika ve skor alıp bitirelim:

"He tried to read an elementary economics text; it bored him past endurance, it was like listening to somebody interminably recounting a long and stupid dream. He could not force himself to understand how banks functioned and so forth, because all the operations of capitalism were as meaningless to him as the rites of a primitive religion, as barbaric, as elaborate, and as unnecessary. In a human sacrifice to deity there might be at least a mistaken and terrible beauty; in the rites of the moneychangers, where greed, laziness, and envy were assumed to move all men's acts, even the terrible became banal."
Ursula K. Le Guin, The Dispossessed: An Ambiguous Utopia

26 Mar 2012

Kara tren katar katar

1949 yılında Katar’ın nüfusunu oluşturan 16.000 kişiden sadece 630 tanesi okuma-yazma yazabiliyormuş. Şimdi dünyanın en zengin ülkesi Katar, böyle istatistikler derdime dertleri katar…

Almancılık çok yorucu...

23 Mar 2012

Şerefsizim aklıma gelmişti

Alaman'ın aklı işte. Sıfırdan Ortaçağ kasabası yapcaklarmış. Haber burda:

Oysa biz bunları zamanında düşündük, hesap ettik beyler, yazmaya bile başladık. Aha bak:

UYUZ!

Bu her ne kadar kişisel bir blog da olsa, burada özel hayatımdan neredeyse hiç bahsetmediğimi bilirsiniz. Ama bugün bloğun adı ve burada yarattığım persona düşünüldüğünde, gayet ironik bir gelişme oldu hayatımda, yazayım dedim.

Uzun zamandır devam eden kaşıntılarımdan ötürü bu sabah doktora gittim. Doktor baktı, inceledi, sonra masasına geçti, en mahkeme duvarı suratını takınıp Almanca bir hastalık adı söyledi. "O ne doktor?" dedim, diyalog şöyle devam etti:

- Siz Türk müsünüz?
- Evet.
- O zaman hastalığın Türkçe adını söyliyim. Uyuz!

Uyuzluğuyla nam yapmış bir insana da bu yakışırdı. İçimde böcek var şimdi, iğrenç. Rehavet bir sabah korkulu düşlerden uyandı ve kendini devcileyn bir uyuza dönüşmüş olarak buldu.

Berlin Duvarı

Kreuzberg hatırası: Milli istihbaratçı manyak Birol çük

22 Mar 2012

Hamburg Sizi, Münih Beni

Hamburg Sizi (Hamburger Sie) şöyle:

Gertrude, sizi görmek ne güzel.

Münih Seni (Münchner Du) şöyle:

Frau Störzenhöeckfer, seni görmek ne güzel.


Bunları jargona sokacak olsak, ilki "Serhat Hacıpaşalıoğlu sizi", ikincisi de "Aziz Yıldırım seni" olur derim ben. Serhat'ı bilemeyenler Riziko adlı yarışmayı hatırlasın. Ankara-Esat'ta bi yerde bi sürü manyakla birlikte Riziko'nun ön elemesine de girmişliğim var bu arada kadim zamanlarda. Akîbet ne oldu, que sera?

Serhat manyağı hep, "Muhittin, sizin sıranız" derdi yarışmacılara. Tiril tiril takım elbiseler giyerdi böyle, dinç, neşeli, güleryüzlü adamdı. İdeal damat adayı...

Aziz de tolozyona falan çıktığı zaman, "Melih Bey sen öyle diyosun ama", "Adnan Bey, biz seni de biliriz" gibi laflar etmez miydi?

Yazıhanelerde, dükkânlarda falan çay ocağıyla bağlantı kurmak için kullanılan alet var ya, basıyosun, "Gaveciii, terziye üç çay bi ıhlamur" diyosun, Gaveci de "vızrrtttssd vzrttaasdsrtttt" diye cevap veriyo hani. Ondan her yerde olsa ne güzel olur la. Yolda, otobüste, evde, parkta, bahçede... Yüzyılın buluşu!


11:45

11:45 banliyö treni

geçmeseydi eğer buradan

bir mecaz geçecekti


Kimi zaman ne güzel yakalıyor damarı Haydar Ergülen, nasıl akıyor böyle kıvrak…

21 Mar 2012

Kütüphane Türkçesi

Mahalle kütüphanemiz süper de iki-dilli duyuru yapalım derken fena halde sıçıyorlar sürekli. Hangi gerizekalıya soruyorlarsa artık bunları...

Kısa filmse kısa film



20 Mar 2012

Atıf kaptanı Fuko


Thomson'la Reuters araştırmış, bilimsel metinlerde en çok atıf yapılan üç yazar şöyle çıkmış:

1. Fuko
2. Bördiyu
3. Derida

Kafalar hep güzel

19 Mar 2012

GERİ AÇTIK


Böyle de yanardöner, böyle de kararsızız biz işte. Ben ve dadaşlar. Ben ve mavi kelebekler. Ben ve gakgoşlar...

Hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

7 Mar 2012

We Drink, They Rig

Bloğu kapatmış bulundum ama şöyle bir yazım yayınlandı, onu da şeetmesem olmaz idi: