27 Nis 2012

Bombacının şehveti

Burada evvelce Uludere'nin bombalanması vesilesiyle Sabiha Gökçen'in tüyler ürpertici anılarından bir bölüm şeetmiştim. Şimdi başka bir şey okurken denk geldi, ruh kardeşliğine bakar mısınız?

1937'da İspanya İç Savaşı sırasında Franco'ya yardım amacıyla Nazi Almanyası'ndan kalkıp Guernica'yı yerle bir eden Alman hava filosunun komutanı Wolfram Freiherr von Richthofen, nasıl da heyecanlı anlatıyor:

"250'likler birçok evi ve su kaynaklarını yok etti. Yangın bombalarının yayılıp etki yaratmak için zamanı vardı. Evler tamamıyla imha edildi. (...) Sokaklar bombaların açtığı çukurlarla doluydu, tek kelimeyle şahane."

25 Nis 2012

Veresiye satan Edi



Berlinli sanatçı kardeşimiz Patricia Waller'ın yeni açılan sergisinden bunlar. Çocuğu hayvanat bahçesine ya da sinemada çizgi filme götüreceğine, buraya götür, gerçek hayatla tanışsın. 

24 Nis 2012

El Salvador'un çilesi

Zaytgun ya da The Onion haberi desen başın ağrımaz, girişe bak:

"Cumartesi günü El Salvador'da kimse öldürülmedi..."

Şöyle ki:

"No one was murdered in El Salvador on Saturday in what was the first homicide-free day in nearly three years for the Central American country plagued by violent drug gangs, according to officials."


23 Nis 2012

23 nisan hikâyesi

artık konuğumuzsunuz sloganından yola çıkan metro turun sikindirik üçyüzdörtlerinden birine binmiş, beşyüz küsur mu, yediyüz küsur mu, artık kaç kilometre sürecekse, dingin bir izmir-ankara yolculuğu edâ etmekteyim, elimde ahmet haşim'in frankfurt seyahâtnamesi. bizim arap frankfurt'un altını üstüne getiredursun, yurdum otobüslerinin en kıymetli müesseselerinden biri olan aynı koltuğu iki kişiye satma kavgalarının en fiyakalası salihli otogarından kalktığımız gibi, hemen arkamdaki 24 numeronun tepesinde patlak vermez mi. sabahın kör vaktinde, boş olan 34 numeroya geçmek istemediği beyenatını verip, car car bağırmak suretiyle bir bebek tıynetiyle uykuya dalmış olan cümle yolcuyu uyandırmaz mı o aydınlı, deve tüccarı kılıklı kılkuyruk herif. manisa'nın kula ilçesi sınırlarına duhul ettiğimiz gibi el ele verdik ay yüzlü metro muaviniyle, ilçenin girişinde, duvarında boydan boya kokakola reklamı barındırmaktan utanmayan meskenin orada bile isteye yavaşlayan kaptan şöferimizin oltasına asıldığımız gibi, karga tulumba kucakladık bizim aydınlı'yı; salıverdik kula'nın kekliksiz bozkırına. yorgan gitti kavga bitti. bana da, artık konuğumuzsunuz sloganından yola çıkan metro turizmin izmirden ankaraya giden otobüsünde muavinle el ele verip huzur ve sükun ortamını bozan kendini bilmez yolcuyu bavuluyla birlikte orta kapıdan aşağıya, döngele gibi yuvarlayıverişimizin sahte kahramanlığı kaldı. böylesini valla, arap bile yaşamamıştır. şiddet aleyhtarı demeçlerimizi o gün için geri aldık daglıs bıyıklı muavinle. ankara'ya kadar, metro turizm'in poşet çay stoğunu tüketmekle kalmadık; şehirlerarası otobüslerde uygulanan sigara yasağının böğründe de sarma antep tütünlerimizi ucu ucuna ekleyerek hiç kapanmayacak bir delik açtık. neymiş, arap, “en iptidaî ve ağır kervan yürüyüşlerinden en süslü ekspres ve en mutantan vapur seyahatlerine kadar yolculuğun bütün çeşitlerini tecrübe etmişmiş,” neymiş, “hepsinde de aynı gizli acının içini ısırdığını duymuşmuş.” oysa daglıs bıyıklı muavinle ben 23 nisan çocuğu gibi neşeliydik o gün, günlerden de 23 nisan mıydı neydi...

19 Nis 2012

I am fucking JAMES BOND!


Sahteymiş ne yazık ki. Gerçek olaydı la keşke...

Ben İçişleri Bakanı'nı gözünden tanırım


İçişleri Bakanlığı Türkiye'de müesses nizamın yeniden üretildiği, korunduğu, tahkim edildiği, memleketin dip dalgalarından bağımsız işleyen, neredeyse partiler-üstü bir makam. Cumhuriyet tarihinin içişleri bakanları listesi bir korku filminin künyesi gibi. Sol partilerin içinde olduğu koalisyon zamanlarında bile içişleri bakanlığı diğer partiye bırakılmış. Recep Peker'den Faruk Sükan'a, Oğuzhan Asiltürk'ten Mehmet Ağar'a, Meral Akşener'den Sadettin Tantan'a kadar, ortalama bir demokratın bu ülkeden ve onun müesses nizamından tiksinmesine neden olacak isimlerin hepsi bu listede. Şimdilerde bu anlayış, bu düşünüş, bu kol-kırılır-yen-içinde-kalırcı, muhazafakâr, devlet-i-ebed-müddetçi, sağcı, yer yer ırkçı, her daim Türk-İslam sentezci, devlet-için-kurşun-atan-da-yiyen-de-şereflidirci tutum, "şaka adam" İdris Naim Şahin'in şahsında bir kez daha kendini buldu, billurlaştı, çam balı gibi akmaya başladı Ankara'nın kuytularından memleket sathına.

Şu listeye bir bakın. Sonra, Ay İnanmıyorum Necdet'in dediği gibi:

"Midyat, Seyfo, ürperin!"

Atam su kaçırıyosun ama

18 Nis 2012

Kadınlar Mars'tan, erkekler Çinçin'den

Şuna karar verdim. Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir ahkâmları, bununla ilgili uzun uzadıya devam eden çeşitlemeler, ayrıca yine mesnetsiz bir genellemenin boyunduruğunda acı çeken kuşak saptamaları, yok efendim x kuşağı, sik kuşağı, bok kuşağı gibi keşifler yapıp, bunun üzerine koca koca kitaplar yazmalar, Seka'daki emekçi kardeşlerimizi kahırdan öldürmeler falan... Bunların hepsi çok sıkıcı, çok ipe sapa gelmez çabalar. Daha da kötüsü, teoriler de öyle zayıf ki... Buna uymayan erkek ya da kadınları Peynir Bazarı'nda yan yana dizelesem burdan Gediz'e yol olur.

Kadınlar kıldır, erkekler yündür; he gülüm he, yüzyılın keşfini yaptın bravo. Biz X Kuşağı çocuklarıyız; evet canım biz de Yayçep Kuşağıyız, Türkçe Sözlü Hafif Müzik Kuşağıyız, ineğibuzağıyı, arpayı buydayı iyi biliriz, Ziraat'ten mantafon kredisi çekerek büyüdük hepimiz...

(Oğlum, arada ben de yapıyor olabilirim böyle saçmalıklar. Sonra çıkarıp yüzüme vurmayın bunları, kinci, yıkıcı olmayın. Hem, ben bir avuç darı olsam, yere saçılsam ne yapacaksınız?)

Dimanche A Bamako

Amadou ve Meryem'le tanışalı bir hafta oluyor, şimdiden aileden biri gibi oldular. Ağaçlar da çiçek açtı ya şimdi, balkonda çalıp söylüyoruz, yorulunca çekirdek yiyip çay içiyoruz:

Bizim yemeklerimiz hakikaten muzır şeyler midir?

17 Nis 2012

Kuzey Kore acı vatan



Kuzey Kore'ye kayıtsız kalabiliyor muyuz ey kâri? (50'li yıllar, muzip-cin fıkra yazarı modu.)

Google Earth çıktığında mesela ilk baktığım yerlerden biriydi, kendi evimi bulup madalyamı boynuma astıktan sonra. Yasaklananı yapmak istemek de değil bu, gitmek istemiyorum mesela oraya, ama acayip merak ediyorum. Nasıl yaşarlar, ne yaparlar, Zeit'ın derlediği nefis fotoğraflar da işte körüklüyor bu merakı. Özetle, iyice terbiyesiz gibi bir şey oldum çıktım ben...


En iyi 100 İngilizce roman

Listecilik ve liste düşkünlüğü sigarayla beraber en kötü alışkanlığım olabilir. Şimdi de Time'ı gelmiş geçmiş en iyi 100 İngilizce roman listesi. Skor parlak değil ama: 15/100


Liste edebiyatta da kuvvetli bir vasıtadır ama. Cemil Kavukçu'da görürsün mesela, bazı Nazım Hikmet şiirlerinde, Yaşar Kemal'de, Amerikan romancıların ekserisinde...


İlgisi yok ama Sait Faik üzerinden Almanlığa bağlayarak kapatalım mı programı sevgili okuyucular, ne dersiniz? (Almanlık üzerine konuş konuş bitmez bu arada, Ellez'in eşek derisi gibi, çekiştirdikçe çekiştir, süründür, sündür... Böyle verimli mevzu bulaman.)

"Sokakta sarı kırmızı Almanlar birer kahraman gibi dolaşıyorlardı. Almanlar ne güzel adamlardı!.."

16 Nis 2012

82 çocuğu olan adam


Aha bu adam işte. 82 çocuğu var, 83.'yü Berlin-Rudow'da peydahlamış olabilir. Bu arada gazetecilik de böyle bir şey işte.

Paris mi yener, New York mu?


13 Nis 2012

En güzel soyadı

Hayatımda duyduğum en güzel soyadı bu abiye ait olabilir:

Jacques Berlinerblau

Şöyle bi şey oluyor:

Cevat Berlinmavisi

Taytanik

“Smithsonian Magazine” yazarı Andrew Wilson, tüm dünyada en çok tanınan üç kelimenin sırasıyla şunlar olduğunu iddia ediyor. (Neye dayanarak ediyor onu bilmiyorum...)

1. God
2. Coca Cola
3. Titanic

12 Nis 2012

Pezevenkler Kralı






New York’ta yargılanmakta olan Jason Itzler'in, nam-ı diğer “pezevenkler kralı”nın avukatı, mahkemeden gelen anlaşma teklifini şöyle reddediyor:

Pezevenkler Kralı, 5-10 yıl kadar hapse girmeye razı olarak tahtından inecek değil. Eğlence peşindeki yüzlerce erkek müşteri Jason’ın yasalara uygun olarak sunduğu meşhur kız arkadaş deneyimini yeniden yaşamak için sabırsızlanıyor.”

Amerika çok fena bir yer...

Diyalektik

Tez: Stalin Fuck Off

Antitez: Dayanışma Yoksunu Yavşak

Sentez: Gulag? :)

11 Nis 2012

Benim oğlum bina okur

Victor Enrich'ten fotoşoplama örnekleri. Enteresan adam, burada!



Kütüphane interneti döver


Kitaplardan konuşalım o zaman. Eric Hobsbawm’ın “The Age of Extremes” kitabı ne zamandır listemdeydi. İkinci elcide görünce geçenlerde atıverdim sepete, dedikleri kadar da varmış. 20. yüzyıl tarihiyle ilgili bir kitap okunacaksa, aha bu kitap olmalı.

Ayrıca bekleneceği gibi fazlasıyla Batı düşüncesi ağırlıklı olsa da Halka ve Olaylara Gardiyan gazetesinin en iyi 100 non-fiction kitap listesi de fena değil.

Sonra erken dönem John le Carre attım bir tane arada, ama olgunluk zamanı romanlarının tadını alamadım. Asıl son kitabına iyi diyorlar üstadın, bakmalı. Bu arada Panama Terzisi’ni filme çektiler ya, casus parodisinde casusu Pierce Brosnan’ın oynaması güzeldi. Film de güzel zaten.

Haydar Ergülen iyi şair. Yavuz Ekinci iyi ama sıkıntılar var. Dietrich Schwanitz'in "Der Campus"u "Lucky Jim"le birlikte her akademisyenin okuması gereken romanlar listesine dünden girer. Hem ikisi de fena halde eğlenceli.

Yarım Almancamla Herta Müller okuyayım dedim, ayazda kalmış bekçi tenasülünden beter oldum. Kadın çember çevirtiyor dile, horon teptiriyor, ipte yürütüyor valla.

Sven Regener’in romanları dünyanın en iyi romanları değil ama damarı çok iyi yakalıyor, diyalog yazmayı biliyor, tekrarın mizahi gücünü özümsemiş ve iyi kullanıyor. Fazlalıkları da atsa âlâ olacak ama bu haliyle de sabah akşam okunur.

İlk kez Amin Maalouf okudum, beğenmeyeceğimi sanıyordum, aksine çok beğendim. Semerkant!

Kütüphane interneti, her koşulda her ortamda evire çevire döver.

10 Nis 2012

Ölüm korkusu

Mikrofon, 19. yüzyılda yaşamış Bengalli şair ağabeyimiz Ram Mohun Roy'da:

"Öldüğün gün ne kadar korkunç olacak bir düşünsene. Diğerleri konuşmaya devam edecek ve sen cevap veremeyeceksin."

"Söylenmesi Gereken"

İsrail aynı Türkiye gibi lan. Bir tane hayırlı, düzgün işleri yok, yaralı parmağa işe desen işemezler. Şimdi de İsrail'i eleştiren şiirinden ötürü Günter Grass'ı "persona non grata" ilan etmişler. Şiir ayrı, tartışılır, neden o formatı seçtiği, şiirin edebi kalitesi, abartıp abartmadığı falan. Ama işte İsrail bu... Önce kalkar, adamın bugünkü politik görüşünü nedamet getirdiği SS zamanlarıyla açıklar, sonra gider adamı persona non grata ilan eder, ülkesine sokmaz. Nefret ettiğinle benzersin ya da benzediğin için nefret edersin ya. Türkiye ve İsrail işte. Hamaset kültürünün, kurban psikolojisinin, özgüvensizliğin, altı boş bir afra tafranın, lüzumsuz pop milliyetçiliğin, aklı olanın götüyle güldüğü bir büyüklük kompleksinin ağında kıvranıyor ikisi de. Al birini vur ötekine.

Şiir Almanca burada, İngilizce şurada...

4 Nis 2012

The Old Man and the Sea

Sene 88, Patron Doğu Berlin'de

Almanca ama mevzu anlaşılıyor. Patron 88'de Doğu Berlin'e konsere gelir. 200 bine yakın kişi toplanır meydanda. O zamana kadar Demokratik Almanya'ya gelen en büyük star, en popüler adamdır. Tarihin en uzun bilet kuyrukları, çevre illerden Berlin'e akın eden insan yığınları... Özellikle 1:15 civarındaki genel manzaraya bir bakın, aklınız şaşacak kalabalığı görünce. 3:49'dan itibaren konser görüntüleri giriyor. Kalabalığın hep beraber, kendinden geçmişçesine "Born in the USA" söylediği an "Yirminci Yüzyılın İronileri ve Şaşırtmaçları" adlı antolojimin baş köşesinde muhakkak yer alacak zaten. Tabii konserin asıl numarası Patron'un cebinde taşıdığı pusula. Pusulada, "Bir gün bütün duvarların yıkılacağı umuduyla" yazıyor. Patron yolda şoförüne cümleyi Almanca’ya da çevirtiyor bir güzel, ama Stasi’den kaçar mı. Herifler pireleniyor. Şoförü sahneye gönderiyorlar ve Bruce’dan “duvar” yerine “bariyer” kelimesini kullanmasını istiyorlar. Bruce OK çekiyor. Cümleyi sarf ettiği an ve aldığı tepki 5:20’de.

Atam dur gari

3 Nis 2012

Desise

Desise güzel kelime.

1 Nis 2012

20'lerde Ankara


Fotoğraflarda çok acayip, böyle futuristik denebilecek bir hava var. Hem o sıfırdan başkent inşa etme idealizmini hissediyorsun, hem de bunun aslında ne kadar eğreti, tepeden inme, yapay bir çaba olduğunu. David Harvey'in Brasilia üzerine nefis bir denemesi vardı, onu bulursam tam denk düşecek aslında buraya.