30 Tem 2008

28 Tem 2008

Üç köy filmi - II

Birinci bölüm şurada bir yerde.

Bu üç filmden köyle ilişkisi en az organik ve bir bakıma en sorunlu olanı Beş Vakit (BV). Köyü ustaca birkaç dokunuşla olduğundan farklı bir yapma-yapıştırma mekân, doğal film platosu, büyük kötülüklerden arındırılmış pastoral cennet haline getiriyor ya da buna yeltendiği hissini veriyor Erdem'in filmi. Ancak ilginç bir biçimde, tematik olarak köyle ilgili derûnî bir problemi olmayan tek film de Beş Vakit. Diğer ikisinde, köy, kahramanların kaçıp kurtulmak istedikleri, dönüp dolaşıp geri döndükleri, ne onunla, ne onsuz yapabildikleri, yüreği örseleyen bir pranga gibi. Bu bağlamda evrensel bir tınısı da var oradaki izleğin; Çehov’dan tutun da Baudelaire’e dek çok yerde izine rastlayabileceğiniz, zaman ve mekândan bağımsız bir taşra sıkıntısının çok başka açılardan dışavurumu söz konusu Mayıs Sıkıntısı (MS) ve Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ta (KKGY). Öte yandan, BV’nin ise mekândan insanlara sızan bu sıkıntılı ruh durumuyla çok fazla alıp vereceği yok gibi. Onun köylülerinin zihninde, köyü tanımlamak için illâki bir kasaba-şehir imgesine ya da düşmanına başvurmak gerekmiyor. Onların köyü, belki biraz da yönetmenin ustaca makyajı sayesinde kendi başına bir köy, bir adacık. Adaleti ihtiyat heyeti dağıtıyor, asayişi vicdanlar sağlıyor, dış dünyayla bağlantıyı kuran ise, ironik biçimde, köy romanlarında gericiliğin sembolü olan imam ve onun otomobili oluyor. Filmde teknolojinin göründüğü tek sahnede, imamın ailesiyle fotoğraf çektiriyor oluşu da ayrıca mânidar. (Bu arada, Reha Erdem’in köy öğretmeni konusundaki kararsızlığı da dikkat çekici. İnce bir sınır var orada. Kimi zaman pozitivist Cumhuriyet anlatısının favori imgesi olan, halkını aydınlatmak için her türlü güçlüğe katlanan idealist köy öğretmenini görüyorsunuz. Kimi zaman da İtalyan ya da Fransız taşrasında geçen ‘ah o güzel çocukluk yıllarımız’ temalı bir filmde, kasabalı gençlerin erotizm sembolü halinde gelen delişmen genç kızı. Öğretmen de köyün temposuna ayak uydurmuş diyebilirsiniz belki, köy yaşamının en haris yönlerinden biridir bilinçlilik derecesinin son derece düşük oluşu. Bir süre sonra her şey otomatik hale gelir, kimlikler, iradeler, inisiyitifler falan komple buharlaşıp, Ağustos sıcağına karışır...)

Her durumda BV, kendi kendine kıvrılıp, kimseye hissettirmeden akıp giden bir köyün kapalı devre kameralarla röntgenlenmiş hali. Kameralar kapandıktan sonra da, o köydeki yaşam o haliyle devam edecek orada, biteviye… Bu biteviyelik, bu tekdüzelik halini 'taşra sıkıntısı' temasına bağlamadan sunabilmek, estetik anlamda Reha Erdem’in başarısı. Ancak bu mutenalaştırmanın, makyajlamanın vebali de aynı şekilde onun boynuna…

Almancılar konuşuyor - III

"Yahu aslında bütün âlem var ya, bütün âlem; bir sene, iki sene çalışıp döneceklerdi. Ama öyle bir bağlandık ki biz buraya. Bak karısı bağladı bizi. Allah için konuşuyorum, karı kız bizi bağladı, bu bir. İki, çoluğu çocuğu unuttuk yahu, karıyı unuttuk. Burada geldik karıları beğenmez olduk. Cenab-ı Allah var ya Cenab-ı Allah; inanmadın mı, onun kanunlarından dışarı çıktın mı... Bak bugün aslan gibi yaşarsın, yarın öyle bir taş düşer sana ki; ilelebet altından çıkamazsın. Çık erkeksen."

27 Tem 2008

Avrupalı

Arkadaş, "Avrupalı" diye bir film yapmışlar, Cem Davran falan oynuyor. Ben böyle bir rezalet, böyle acınası bir müsamere havası görmedim ömrümde.

İrfan Tözüm süpervize etmiş, oğlu da filmi çekmiş. Tözüm tözüm dökülüyorlar hep beraber... Sanat filmlerinin unutulmaz yönetmeninin geldiği nokta da bu işte, uzun metrajlı Levent Kırca parodisi!

25 Tem 2008

Süse

Bizim köyün anayola açılan kısmında, otobüs bekleyenlerin kullanması için bir kulübe vardır. O mıntıkaya kısaca 'bekleme' deriz biz. Ama geçenlerde hafızamı şöyle bir zorladığımda, ebelerin dedelerin aynı mıntıkadan 'süse' diye söz ettiğini de hatırladım. Süse ne demekse, süse...

Fotoğraf alâkasız, Euro 2008 serisinden, ben çektim.

Almancılar konuşuyor - II

- Hiç kesin dönüş yapmak aklınızdan geçiyor muydu?

- Geçiyordu. Hep düşünüyorduk ama gidemedik. Burada bir şekilde düzenimizi kurduk. Bir de tabii para tatlı geldi. Türkiye’de bir şeyler aldık. Tarlaymış bahçeymiş derken, ev de yaptırdık. Ha bugün ha yarın derken, 68 yaşına geldim. Dile kolay 44 yıl. Açıkçası, bizim gençliğimiz burada gitti dayı. Gençliğimiz burada gitti.

24 Tem 2008

Taksici

Yoldan çevrilen herhangi bir taksi, evin önünde anneyle kızının vedalaşmasını bekliyor. Vedalaşma uzun sürünce, aklıma geldikçe güldüğüm şu beyanatı vermekten alamıyor kendini:

"Ağlatacaksınız beni!"

Renklerin kardeşliği

Fotoğraf çektirenlerin, fotoğrafı çekeni de kadraja sokmak suretiyle, fotoğrafını çekmeye bayılırım. Bu sürüsüne bereket taraftar fotosu çektiğim minik Avusturya şehri Innsbruck'tan bir Euro 2008 hatırası.

Almancılar konuşuyor

M.B. diyor ki:

Bizim bir atasözümüz var biliyor musun, “Doyurursun yetimi, bilmemne eder seni!” Biz oyuz. Bunu kimse inkâr edemez, kimse de üstünden atamaz. Elin memleketinde, herif sana itimat ediyor, iş veriyor. Yiyip içiyorsun burada. Ondan sonra herifin karısını elinden alıyorsun. Yahu bunun izzet-i nefsi yok mu?

23 Tem 2008

Üç köy filmi - I

Ne Yakup Kadri’nin “Yaban”ıyla birlikte yerle bir olan, erken Cumhuriyet’in idealize ettiği, kokmaz bulaşmaz “Orada bir köy var uzakta” romantizmi; ne de Köy Enstitüleri sonrası dönemde ortaya çıkan kaba toplumcu köy romanlarının yapma-yapıştırma sınıf mücadeleleri... Türk Sineması’nın birbirinden çok farklı üç yönetmeni, taptaze bakış açılarıyla, evvelce köye eğilenlerin sıkça takıldıkları tuzaklardan ustaca uzak durarak üç düzgün film yaptılar.

Tarih sırasıyla:

Mayıs Sıkıntısı – Nuri Bilge Ceylan

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak – Ahmet Uluçay

Beş Vakit – Reha Erdem

Ben bunlardan sonucusunu henüz seyretme fırsatı bulduğum için, bir köylü olarak, dilim döndüğünce konuşmak isterim haklarında.

Kabûl, üçünün kulvarı farklı, elmayla armudu karıştırmamaya çalışacağım bu yolda...

Daha bu girizgâh lan, durun!

22 Tem 2008

Günün istatistiği

Dünya "Afyon Kaymağı" üretiminin tamamı ülkemizde yapılmaktadır.*

* İsmet İnönü Kaymak Üretim Enstitüsü 2003-2008 Bülteni

2,5 ay sonra

Hâlâ ilgilenen, okuyan varsa; mazaret bildirmeden verdiğim iki buçuk aylık aranın ardından yeniden bulog işine döndüğümü, pet şişeden elyaf üretme işini ise şimdilik dondurduğumu belirtmek isterim.