18 Eki 2012

Tarihteki ilk insanlı fotoğraf

Aha da buymuş. Louis Daguerre'nin 1838'te, Paris'te çektiği fotoğrafda exposure süresi uzun olduğundan akan trafik görünmüyor ama sol alttaki ayakkabı boyacısıyla ayakkabasını boyatan adam tarihe geçiyor. Onların arkasında gazete okuyan abi de var ayrıca.


Başka Kafalar - 1

(Aydın) Irmak, born in Istanbul, is what one might call a connoisseur of the art of living. He emigrated to the United States as a young man, studied finance in New York and then opened a shop selling designer furniture. When the shop went out of business and Irmak's marriage fell apart, he ended up on the street, sleeping under bridges in Queens. In 2009, he began repairing old bikes he found in the trash and selling them. A year later, Irmak began a trip around the world by bicycle. He arrived in Kathmandu in November 2011. While having dinner at a restaurant, he hit upon the idea of climbing Everest while carrying his bike. 



Sonra işte bisikleti götürmesine izin vermiyor Nepalli otoriteler, Aydın Baba da zaten tırmanış esnasında ölümlerden dönüyor. Aha burada ayrıntılar.

14 Eki 2012

Kamyonlar odun taşır

Sevkili Kuzey Kore, nükleer yapcam, bomba atcam diye afra tafra yapıyor, bütçenin yüzde 60'ını silaha gömüyorsun ama askeri kamyonlar odunla çalışıyor mazot yokluğundan. Nasıl olacak bu işler?

13 Eki 2012

Almanya aydınlanınca biz de yarı medeni sayıldık

Political correctness yokken, aldırışsızlık varmış, pervasızlık varmış ne güzel. William Woodbridge'in 1837 tarihli dünya haritasında taralı bölge açıklamalarına dikkat.



12 Eki 2012

Irkçı Şaban

Hayatımda seyrettiğim en ırkçı Türk filmlerinden biri olan "Gurbetçi Şaban"dan iki kare. Şaban'ın çok çalışarak ve her çeşit şark kurnazlığıyla çalıştığı fabrikaya sahip olmasını ve Alman patronu dize getirmesini anlatan filmde Alman patron her sabah Hitler portesine selam vererek işe başlıyor. Şaban fabrikayı alınca işler şekildeki gibi değişiyor.




Ayrıca Şaban'ın, "Gavur parayı görünce nasıl da köpekleşti," ya da "Domuz yiye yiye hepiniz leş gibi kokmuşsunuz" gibi muhteşem demeçleri de var filmde. Ulusal aşağılık komplekslerimizin filmini yap diye ödev verseler, aha bu çıkar ortaya.

2 Eki 2012

Kütüb

Kitap, Arapça KTB kökünden geliyor. Aslında "yazı" demekmiş. Kütüb bunu çoğulu, kütüphane de oradan. Katip de haliyle aynı kökten, "yazıcı" oluyor. Sevan Nişanyan'ın tatlı tatlı etimoloji bilgisi parçaladığı "Elif'in Öküzü ya da Küçük Sürprizler Kitabı" adlı eserinden öğrendim bunları. Sadece bunları değil, daha bir sürü şey de öğrendim, sonra da yüzde doksanını unuttum. Bir de Arapça öğrenme isteği aşılıyor ki insana Nişanyan, Yaşar Kemal'in dağlarını saran yarpuz kokuları gibi...

Çoktandır yarısında kitap bırakmıyordum, nasip Andre Malraux'nun "Umut" adlı romanınaymış. İtiraf ediyorum, çok eski zamanlarda Attilâ İlhan'ın fikir yazılarının etkisi altına girdiğim karanlık bir dönemim oldu. Bu dönemde onun gazıyla Malraux okuduğum ve beğendiğim de oldu. Umut da o günlerin hatrına yıllar evvel mezatta satın alıp öylece beklettiğim kitaplardan biriydi. Ama İspanya İç Savaşı konulu, hem de Attilâ İlhan çevirili bu eserin 50. sayfasına geldiğimde halen zerrece içine giremediğimi, ne anlatım şeklinin ne de anlatılanın ilgimi çektiğini fark ettiğimde, gençliğimde kendime tabu saydığım bir işi yapıp bırakıverdim kitabı bir şerefsiz gibi. Şair Attilâ İlhan'ı hâlâ severim bu arada, nazire bile yaptık zamanında, akşamları bir roman gibi bitiren bu azgın akan şairimize.


Philip Roth'un Türkiye'de olaylara neden olan, yayıncısının başına bela olan "Portnoy's Complaint" romanı zaman zaman sesli güldürecek kadar eğlenceli, Ellez'in eşek derisi gibi uzattıkça uzattığı yerlerdeki yeknesaklığı saymazsak, gayet sıkı romandı:

“I am the Raskolnikov of jerking off – the sticky evidence is everywhere!”

Refik Halat Karay'ın Türkçe inceliğini, benzetmelerdeki zarafetini, öykücülüğe öykünen 25 yeni yazar bir araya gelsek ancak taklit ederiz. "Memleket Hikâyeleri"ndeki bazı öyküleri ayıla bayıla okudum, üşenmeyip birkaç da alıntı çakayım yarın öbür gün bari. (Bu arada Karay'ın soyadını nasıl aldığıyla ilgili hikâyeyi bilenler bilmeyenlere anlatsın, uyduruk bile olsa şahane hikâyedir.)

ARAYA PARÇA: Hayatta bağdaşmayacak bazı kavramlar var. Mesela, Bülent Ortaçgil ve tavuk döner.

Murat Uyurkulak'ın öykülerinden mürekkep "Bazuka" da ustaca yazılmış bir kitap olmasına rağmen, ondaki romacnı reflekslerinin öykünün teğellerini attırdığı noktalar var. Mizah duygusu, kör-karanlık pervasız ve bir o kadar da rahat üslûbu kalacak aklımda.

Murat Belge, "Genesis"de özellikle Kemal Tahir, Tarık Buğra ve Erol Toy'un "özcü" romanlarını pek fena madara ediyor, iyi de ediyor.

ARAYA PARÇA: Yine Philip Roth'tan:

“I am marked like a road map from head to toe with my repressions. You can travel the length and breadth of my body over superhighways of shame and inhibition and fear.” 

"Ölümsüzlük"'ü okuduktan sonra, Milanım Kunderama kum doldu, atmaya kürek gerekti. Yıllar sonra tekrar döndüm bu romanla ona, şimdi külliyata dalma isteği var içimde.

Daha üçte birini anca okudum ama Kazuo Ishiguro da tam bir yaratıcı-edebiyat-atölyesi mükemmeliyetinde yazıyormuş hele. "When We Were Orphans" adabınca yazılmış, dört başı mamur bir roman. Orhan Kemal'in Sait Faik'e dediği gibi "imajinasyon" yapmıyor Ishiguro.