20 Oca 2012

Beyanname matrah

Öyküsünü yazdığım Vedat Abi değil, gerçek bir Vedat Abi var bu şehirde. Balıkçı Baba'nın mekanında müdavim masasında oturuyor, yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor, huzur saçıyor etrafına. Vefa Lisesi mezunu, Zoo'da dönerci işletiyor, gündüz çalışıyor, akşam Baba'ya gelip demleniyor. Tertemiz, şiir gibi bir Türkçe konuşuyor. Arada darbukayı eline alıp kendinde geçmişçesine bir tempo tutturuyor, biz bir bardak rakısını eksik etmiyoruz, masamıza gelip oturuyor. Kadehini kaldırıyor, Kadir'e bakıp, 'canım' diyor, bana bakıp, 'güzel kardeşim' diyor dillerin en tatlısıyla; 'şerefe' diyoruz sonra beraber. Bu gerçek Vedat Abim de öyle bir adam işte.

Velhasıl ben iyiyim, çok çalışıyorum, bloğumu yeşillerle aldatıyorum... (Ayrıca ağzımı bozucam da, pankart yazan iki öğrenciden örgüt çıkarıp da beyaz bereliyle götdeşlerini elleyemeyen adaletin de ızdırabını sikeyim afedersiniz. Ne müptezel memleketmiş arkadaş!)

2 Oca 2012

Büyük yazarın da canı sıkılır, o da insan

Jonathan Franzen'ın "ıssız ada" deneyini anlattığını nefis denemesinden aktarıyorum:

"(...) Ve can sıkıntısından muzdariptim. Kafa dağıtıcı işlerle ne kadar çok meşgûl olursanız kafayı dağıtma oranları da o kadar azalıyor ve ben bunların dozunu öyle bir artırmıştım ki; on dakikada bir meyillerimi kontrol ediyordum, sarma cigaralarım gitgide kalınlaşıyordu, gecelik içki dozunu ikiden dört kadehe çıkarmıştım ve solitaire oyununda öyle ustalaşmıştım ki, hedefim artık falımın çıkması değil üst üste iki ya da daha fazla kez çıkmasıydı – heyecanı fal bakmaktan çok kazanma ve kaybetme serileri yakalamaktan gelen bir çeşit meta-solitaire. Üst üste kazanma rekorum ise sekizdi."