16 Haz 2011

Muhterem Usta, dünyanın ilk ışınlanma makinesi ve Selman Abi

- Dünyayı kurtaracaktık be Muhterem.
- Dünyanın da çok sikindeydi ya...

Bu hikâyeye Uşak Sanayi Sitesi'ndeki atolyesinde dünyanın ilk çalışır haldeki ışınlanma makinesini icat ettikten sonra, deneme amaçlı olarak kıymalı pideciye ışınlanan ve 1,5 kıymalısını yedikten sonra yürüyerek atolyesine dönen Muhterem Usta'nın akıllara durgunluk veren keşif macerasından söz etmek için başlamış olabilirim ama laf Muhterem Usta'dan ve onun Sanayi'deki daracık atolyesinden açılınca, o atolyenin gediklilerinden olan ve yukarıdaki diyalogta gördüğünüz ilk cümleyi günde 27 kere sarf etmedikçe huzur bulamayan Selman Abi'nin anlatılması gerekenler hiyeraşisinde önceliği eline alması kaçınılmaz bir hale gelir. Düşünün, öyle bir muamma, öyle bir acayiplikler bütünüdür ki bu Selman Abi dediğim mahlûk, hikâyesinin dünyanın ilk ışınlanma makinesini bulan adamınkinden bile daha ilginç olabileceğine dair yakası açılmadık fikirler geliştirirken, geceleri döşeğe kafanızı koyar koymaz "bu adam nasıl hâlâ hayatta" diye düşünürken bulursunuz kendinizi. Anlatayım...

10 Haz 2011

Kafa ayarı

- 28 Nisan'da W'ın dışındaki masalarda otururken, tek başına gelip yakındaki bir masaya oturan kısa saçlı, uzun burunlu, yeşil entarili kızın elindeki kitap:

"Handbuch Tuberkulose / Tüberküloz El Kitabı"

-----------

- 6 Haziran'da W'de ne yazdığımı soran kızın Türkiye'de tatil yaptığı yer:

Güzelçamlı

-----------

- 19 Mayıs'ta W'de yanıbaşımdaki iki orta yaşlı adamın ayıla bayıla içip, övgüler düzdükleri, üste para verseler kursağımdan sokmayacağım, boz çorbanın içinde görünenler:

Karnabahar, sosis ve soğan.

-----------

- 6 Nisan'da F'de, yanıbaşımda oturan ve İspanyolca konuşan iki gencin hararetli sohbetinin konusu:

Troçki.

9 Haz 2011

Kiraz kaybına tahammülüm yok

Birkaç kasa daha kiraz kaldı elimizde. Onları da kısa zamanda satıp, bir nefes alabilirsek, şu konulara değinebilirim:

- Muratım gelir Potsdam'dan

Bu yazıda, Murat Belge'nin utanç verici Potsdam yazısından sonra kendi kendime bir tabuyu daha nasıl yıktığımdan, içimdeki Murat Belge sempatisinin nasıl paramparça olduğundan söz edeceğim.

- Dead Drop çevrimdışı paylaşım sistemi

Yine Berlin'den çıkıp hafiften bütün dünyaya yayılan, çok acayip bir şeyden, duvarlara monte edilen usb sitikler vasıtasıyla çevrimdışı dosya paylaşımını olanaklı kılan bu sanat akımından söz edeceğim.

- Kar öyküsü

İlk birkaç cümlesini bundan 7-8 yıl önce yazdığım, karlı bir havada yolculuk eden iki ya da daha fazla kişiyi anlatan öyküyü bitirdim. Düzeltmelerini yapıp buraya koyacağım.

- Post-kolonyal zararsız ve şenlikli multi-kulti söylemi

Bu yazıda, Kiran Desai'nin taze okuduğum bir romanından hareketle, Desai'ye fazla bulaşmaksızın, son 15-20 yılın göçmen edebiyatı ve sinemasındaki "tarihsizleştirme, içeriksizleştirme" eğilimlerine çemkireceğim.

- Çılgın Zoe ve Kahraman Amcası

Sürekli çılgınlıklar yaparak başını belaya sokan küçük bir çocukla, her seferinde onu kurtaran ve her maceranın sonunda böyle şeyler yapmaması gerektiğini öğütleyen amcasının hikâyelerini içerecek bir tefrika.


- Lan fikirsiz, bunları yazana kadar, maddelerden birini yazıp bitirecektin.
- Hacı doğru diyosun da, ekmeği böldüm ikiye, çağlaları ikiye ayırıp arasında doldurdum, bastım üstüne de tuzu, nasıl güzel oldu biliyon mu. Bi ısırık al, daha aklına blog mlog gelmez. Sen olursun ayaklı bir blog...

3 Haz 2011

İmajinasyon sevdalısı lüzumsuz bir adam

Bugünlerde ayıptır söylemesi, kiraz toplamaktan fırsat kaldığı zamanlar, Sait Faik'in evvelden bölük pörçük okuduğum öykülerinin tamamını içeren, YKY'nin 2006'da sınırlı sayıda ve bir kereye mahsus olarak bastığı "sağlığında yayımlanmış tüm öykü kitapları"nın içinde olduğu "Öyle Bir Hikâye"yi okuyorum. Sait Faik sanki, hep adı saygıyla anılan ama öyküleri pek okunmayan ya da bilinmeyen bir adammış gibi gelir bana, üzülürüm. Zira kendisi hakikaten Türkçe'nin en büyük öykü yazarı. Her cümlesinden, her kelimesinden kış güneşi gibi edebiyat lezzeti sızıyor, sarıyor sarmalıyor; bu lüzumsuz adam, basitliği ve rafineliğiyle, iddiasını iddiasızlık üzerine kuruşuyla benim diyen yazar adayını armut ağacı gibi silkeliyor.

Tam da bugünlerde şu videoyu keşfedince deliye dönmez mi insan. Orhan Kemal'in zarafetine bakın, nüktedanlığına, hikâyeyi anlatışındaki içtenliğe ve tabii "imajinasyon" sevdalısı Sait Faik'in realistlere laf sokuşuna.