2 Eki 2012

Kütüb

Kitap, Arapça KTB kökünden geliyor. Aslında "yazı" demekmiş. Kütüb bunu çoğulu, kütüphane de oradan. Katip de haliyle aynı kökten, "yazıcı" oluyor. Sevan Nişanyan'ın tatlı tatlı etimoloji bilgisi parçaladığı "Elif'in Öküzü ya da Küçük Sürprizler Kitabı" adlı eserinden öğrendim bunları. Sadece bunları değil, daha bir sürü şey de öğrendim, sonra da yüzde doksanını unuttum. Bir de Arapça öğrenme isteği aşılıyor ki insana Nişanyan, Yaşar Kemal'in dağlarını saran yarpuz kokuları gibi...

Çoktandır yarısında kitap bırakmıyordum, nasip Andre Malraux'nun "Umut" adlı romanınaymış. İtiraf ediyorum, çok eski zamanlarda Attilâ İlhan'ın fikir yazılarının etkisi altına girdiğim karanlık bir dönemim oldu. Bu dönemde onun gazıyla Malraux okuduğum ve beğendiğim de oldu. Umut da o günlerin hatrına yıllar evvel mezatta satın alıp öylece beklettiğim kitaplardan biriydi. Ama İspanya İç Savaşı konulu, hem de Attilâ İlhan çevirili bu eserin 50. sayfasına geldiğimde halen zerrece içine giremediğimi, ne anlatım şeklinin ne de anlatılanın ilgimi çektiğini fark ettiğimde, gençliğimde kendime tabu saydığım bir işi yapıp bırakıverdim kitabı bir şerefsiz gibi. Şair Attilâ İlhan'ı hâlâ severim bu arada, nazire bile yaptık zamanında, akşamları bir roman gibi bitiren bu azgın akan şairimize.


Philip Roth'un Türkiye'de olaylara neden olan, yayıncısının başına bela olan "Portnoy's Complaint" romanı zaman zaman sesli güldürecek kadar eğlenceli, Ellez'in eşek derisi gibi uzattıkça uzattığı yerlerdeki yeknesaklığı saymazsak, gayet sıkı romandı:

“I am the Raskolnikov of jerking off – the sticky evidence is everywhere!”

Refik Halat Karay'ın Türkçe inceliğini, benzetmelerdeki zarafetini, öykücülüğe öykünen 25 yeni yazar bir araya gelsek ancak taklit ederiz. "Memleket Hikâyeleri"ndeki bazı öyküleri ayıla bayıla okudum, üşenmeyip birkaç da alıntı çakayım yarın öbür gün bari. (Bu arada Karay'ın soyadını nasıl aldığıyla ilgili hikâyeyi bilenler bilmeyenlere anlatsın, uyduruk bile olsa şahane hikâyedir.)

ARAYA PARÇA: Hayatta bağdaşmayacak bazı kavramlar var. Mesela, Bülent Ortaçgil ve tavuk döner.

Murat Uyurkulak'ın öykülerinden mürekkep "Bazuka" da ustaca yazılmış bir kitap olmasına rağmen, ondaki romacnı reflekslerinin öykünün teğellerini attırdığı noktalar var. Mizah duygusu, kör-karanlık pervasız ve bir o kadar da rahat üslûbu kalacak aklımda.

Murat Belge, "Genesis"de özellikle Kemal Tahir, Tarık Buğra ve Erol Toy'un "özcü" romanlarını pek fena madara ediyor, iyi de ediyor.

ARAYA PARÇA: Yine Philip Roth'tan:

“I am marked like a road map from head to toe with my repressions. You can travel the length and breadth of my body over superhighways of shame and inhibition and fear.” 

"Ölümsüzlük"'ü okuduktan sonra, Milanım Kunderama kum doldu, atmaya kürek gerekti. Yıllar sonra tekrar döndüm bu romanla ona, şimdi külliyata dalma isteği var içimde.

Daha üçte birini anca okudum ama Kazuo Ishiguro da tam bir yaratıcı-edebiyat-atölyesi mükemmeliyetinde yazıyormuş hele. "When We Were Orphans" adabınca yazılmış, dört başı mamur bir roman. Orhan Kemal'in Sait Faik'e dediği gibi "imajinasyon" yapmıyor Ishiguro.

Hiç yorum yok: