17 Eyl 2012

Beni patronize etme!

Ugandalı abiden gelen kontraya dikkat yalnız. Muhammed Ali zarafetinde...

Başta güney ülkeleri olmak üzere koca Evropa’yı inim inim inleten ekonomik krizi konjonktürel nedenlere ya da bankacıların açgözlülüğüne falan bağlayan kanaât doktorlarına, bütünüyle ideolojik yapılar olan IMF, Dünya Bankası falan gibi kurumları halkların gül hatrı için acı reçeteler yazan iyi kalpli, babacan birer doktor amca gibi göstermeye çalışan yeteneksiz ekonomi yorumcularına inanmıyorsunuz değil mi sevgili Banazlılar? Aman inanmayın!

(İtibarı bunun kadar yerlerde sürünen bir meslek olabilir mi bu arada? İktisatçıymış! Oğlum sen fayda-maksimizasyoncu, tersine-hedonist karton karakterlerinle modelleme yaparken, dünya battı gitti ya la! Son cümle Hayalet Komser dublajıyla da okunabilir pekâlâ.)

Neyse şimdi ekonomik kriz çok sıkıcı konu biliyom, ben zaten oradan hareketle Batı medyasında, özellikle de Alamanya’da gözlemlediğim bir sıkıntıya değinip, senede bir kere düğüne gidip pistten hiç inmeyen Handan Teyze gibi kurtlarımı dökmeye geldim. Müsade edin...

Krizin patlak verdiği andan itibaren titiz bir medya araştırması falan yapmış değilim, tek özelliğim normalden biraz fazla gazete okuyan bir insan olmam. Ve bu okumalarımda Alman medyasında yapılan yorumlarda ve hatta objektif yazılan/yazılması gereken haberlerde bile varolan himayeci, tepedenbakan, “patronizing” yaklaşım beni tiksindirdi, hayattan soğuttu. Özellikle Yunanistan’la ilgili haber ve yorumlarda ayyuka çıkan bu benmerkezci, burnubüyük, bu her-şeyi-ben-bilirimci yaklaşım; en çok da Fransa ve Yunanistan’daki seçim sürecinde rahatsız ediciydi.

Mesela, hesapça halka ve olaylara soldan bakan, liberal miberal Der Spiegel’de bir yorum yazısı okuduğumu hatırlıyorum, Fransa’nın sosyal demokrat cumhurbaşkanı Françoise Hollande seçilmeden önce. Görsen böyle, nasıl aba altından sopa gösteriyor, hani niyet okuna cihazın olsa elinde şöyle bir şey çıkar: “Sakın ha, sakın o servet vergisini koyma, sakın kemer sıkmaktan vazgeçme, sakın muslukları açma, sarkozy gibi ol, merkel gibi ol, solcuysan solculuğunu bil, schröder de solcuydu, ona laf ettik mi, git kültürde sanatta falan solculuk yap, seçilene kadar vaatlerde bulunmanı anlarız ama sakın onları uygulamaya kalkma, vay vaat ettiklerini yapmadı diye seni eleştirmiycez bak, söz veriyoruz, sakın ola çomak sokma, krizi büyütme, zaten karakter olarak yunanistan’dan italya’dan farkınız yok, bir de sizi taşımayalım sırtımızda amına koyiim, efendi ol, biz her şeyin doğrusunu biliyoruz, kulak ver, merkel’i dinle, otur aşağı!”

Almanya’da ekonominin iyi gitmesi, 2006 Dünya Kupası ile birlikte pozitif milliyetçilik denen sapır saçma bir nanenin genel kabul görmesi, Evropa batarken milletin bunların ağzına bakması falan derken; Alaman medyasının bir bölümü de gemi azıya aldı anlayacağınız.

Hele o Yunanistan’la ilgili yazılanları görseniz. Birinci seçimden sonra sosyalistlerin iktidara gelmesi ciddi bir alternatif olarak ortaya çıkınca, en anlı şanlı sosyal demokrat Süddeutsche’den tut da şehrimizin hesapta solcu gazetesi Tagesspiegel’e kadar, öyle bir cadı avı, öyle bir “öcüüüü” hissiyatı baş gösterdi ki, tiksinirdiniz hepsinden. Nasıl yükleniyorlar Yunan solcularına, nasıl aba altından sopa gösteriyorlar Samaras'ı seçsinler diye Yunan halkına. Argüman da ne? Bunlar iktidara gelirse kemer sıkmaktan vazgeçecek, ülke büsbütün boka batacak, kriz derinleşecek. Ama hiç biri şundan söz etmiyor: Yunanistan zaten iki senedir sizin istediğiniz gibi kemer sıkıyor, de facto olarak troyka tarafından yönetiliyor ama bırakın ilerlemeyi, tüm göstergeler daha da kötüye gidiyor... Atışmayı kazanan Çiçek Abbas’ın Şakir’e dediği gibi: Nabeeeerrr!... 

Öyle işte, daha gider bu mevzu ama yetsin şimdilik. Kustum rahatladım.

Hiç yorum yok: