15 Haz 2012

Cardenio, Cevat ve Bir Avuç Fındık

Geçen gün eve giderken hem yarım kilo karışık çerez alayım, hem de Muzaffer Amca oradaysa iki lafın belini kırayım diye Kuruyemişçi Cevat'a uğrayacağım tuttu.

"Selamün aleyküm" deyip kuru fındık çuvalına elimi atmamla ortamın buza kesmesi bir oldu. Bizim Cevat'ın götü kalkmış, "Ağbi gözünü seveyim yeter artık, sen bari yapma," diye heyheylendi. "Neyi yapmiyim lan," dedim. "Abi şu çuvalı açalı bir ay oluyo, sattığım yarım kilo fındık, çuval yarısına indi amına koyiim," dedi. Ben mal mal bakınca devam etti: "Ağbicim, yav bi' gelen de başka bir şeyden tırtıklasın, biriniz de şu leblebi-nohut çuvalına el atın, iki kabak çekirdeği çitleyip gidin be sağdecim, neymiş bu fındık manyaklığı?" Canım sıkıldı tabii. "Oğlum," dedim, "siktirtme şimdi aşkının ızdırabını, şurda yediğimiz bi avuç fındık, tart neyse verelim parasını," dedim. Cevat kıvırdı bu sefer, "Ağbi parası değil mesele, ayıp oluyo böyle" falan diye bir şeyler geveledi bakraçtan beter yayvan ağzında.

Baktım eşek derisi gibi uzatacak bu muhabbeti, "Muzaffer Amca yok mu?" dedim. "Gitti," dedi. "Nereye gitti lan, sandalyaye yapışık değil miydi o?" dedim. "Gitti abi, cenaze varmış," dedi. Kimin cenazesi diye sorasım gelmedi, Cevat da muhtemelen bilmiyordu zaten.


"Hayırdır, ne yapıcaktın Muzaffer Amca'yı?" dedi. "Yahu," dedim, "Şekspir var ya, Muzaffer Amca'nın eski arkadaşı. Onun meğer kayıp bir kitabı varmış, benim haberim yoktu." Cevat bir yandan müşteriye 250 gram tuzsuz ay çekirdeği tartarken, bir yandan da bana bakıp, "Yapma yav, mevzu neymiş?" diye sordu. "Valla mevzuyu bilmiyorum da, oyun 1613'te oynanmış. Lâkin ortada tekst yok. Daha da ilginci oyuna adı veren Cardenio kim biliyo musun?"

Cevat müşterinin para üstünü verdikten sonra yeniden bana dönüp, "Ulan Don Kişot'taki Cardenio mu yoksa?" dedi. "Tam üstüne bastın! Bizim deermencinin maceraları 1612'de İngilizce'ye çevrilmiş. Senin Şekspir de muhtemelen hemen atladı üstüne, Cardenio da tabii romanın en şık, en deli karakterlerinden biri olunca, çakmış piyesi çakal."

Aşka gelen Cevat elindeki metal küreği kaju çuvalına daldırıp ucuna bir avuç kondurduktan sonra bana doğru uzattı, hani barış çubuğu niyetine. "Siktir lan, hayatta yemem," deyip geri çevirecektim ki, aklıma başka bir şey geldi. Aldım küreğin ucundaki kajuları ve Cevat'ın hassas terazisinin üzerine bıraktım. "Hesapla lan," dedim, "bundan sonra böyle, parasıynan tırtıklayacam." Cevat bunun üzerine, "Aman be abi, pişman etme," deyip kajuları tekrar uzatırken, tekrar mevzuya dönme ihtiyacı hissetti:

"Eee o zaman bütün bu postmodernizm tantanaları, metinlerarasılık, çaldımsa-miri-malı-çaldımcılık, hepsinin 500 yıllık tarihi var amına koyiim," dedi. "Aynen öyle," dedim kaju direncine son verip terazinin üzerindeki kajuları bir bir ağzıma atarken. "Bir de düşünsene," dedim, "kendi kültürlerinin belki de en büyük iki yazarı, dünya edebiyatının iki öncüsü, aynı metinde buluşuyor. Çok acayip işler..."

"Evet evet," dedi Cevat, "yarın öbür gün birinin sandığından çıkarsa yüzyılın kültür-sanat olayı olur yalnız." "He lan," dedim, "sansasyonuna doyulmaz." Sonra yarım kilo karışık çerezimi tarttırıp, parasını ödedikten sonra çıktım kuruyemişçiden. Pazenci'ye de uğrayacaktım, vazgeçtim. Maç seyretmek üzere eve doğru yürümeye koyuldum...

1 yorum:

semiaa dedi ki...

çok keyifliydi okumak : ))