22 May 2012

Parçala Ralf

Parçala Ralf, meyhanenin en kalender, en iyi yürekli, en iyi niyetli, en tatlı dilli ihtiyarıdır hiç kuşkusuz. Kimseye kötülük etmez, kimsenin kalbini kırmaz, kendi kalbi kırılmış önemsemez, bağışlayıcıdır, genişgönüllüdür, Berlin’e rengini veren diğer zehir dilli ihtiyarların aksine, herhangi birine ufacık olsun bir laf sokma teşebbüsü bile görülmemiştir yetmiş küsur yıllık ömründe. Acı soslu kızıl Sonja’yla, meyhanenin önünden geçip gittiğim gün, geç bir saatte onu evine bırakıp, tekrar meyhaneye geldiğimde beni karşılayıp, masasına davet eden de işte bu Ralf oldu. Ralf’ın, ayaklı bir Çernobil, konuşan bir tarantula ya da insan sıfatına bürünmüş grizudan farkı olmayan, sırtına kuru kafa resmi çizip altına “Uzak durun! Ölüm tehlikesi!” yazsanız başta kendisi olmak üzere, kimsenin yadırgamayacağı Patates Klaus’la aynı fikirde olması dünyanın birçok bölgesinde esaslı bir kıyamet belirtisi sayılabilirdi aslında. Ama, söz konusu Sonja olunca standartlar da eğilip bükülüyor, şekil değiştiriyor ya da büsbütün buharlaşıp havaya karışıyorlardı. Ralf yaz kış üzerinden çıkarmadığı el örgüsü yeleğinin cebinden bir avuç fındık çıkarıp ağzına attıktan sonra, “O kızdan uzak dursan iyi edersin,” dedi. “Sen de mi Ralf?” deyip hışımla kalktım masadan. Diyeceklerini yaşayarak öğrenmek yerine onun konuşmasına izin verseydim, şimdi Sonjaların en gencinin yaşadığı apartmanın kapısında, korkak bir kedi gibi büzülmüş zili çalsam mı çalmasam mı diye düşünüyor olmazdım.

Hiç yorum yok: