11 May 2012

Özel Dedektif Hasan (2)

Emel Koçgiri'ye yardım etmeliydim. Emel Koçgiri son umudumdu. Bilgisayarın başından kalkıp şöyle bir dolandım evin salonunda. Kafayı toparlamam gerekiyordu. Mutfağa gidip kullanılmış poşet çayları biriktirdiğim leğenden gözüme parlak görünen bir tanesini aldım, dünyanın hâlen çalışır durumdaki en eski su ısıtıcısının düğmesine bastım, mutfak balkonunun kapısı çarpmasın diye orada duran beyaz plastik sandalyeye oturdum ve suyun ısınmasını beklerken Emel Koçgiri'ye vereceğim cevabı kurguladım kafamda. Sonra çayımı hazırladım, Sarp Bakkal’dan bir gece önce yalvar yakar, veresiye aldığım sigaramdan bir tane çektim, bilgisayarın başına oturdum, sigarayı yaktım ve hâlâ kafaya alındığımı düşünüp işkillenmem rağmen Emel Koçgiri’ye bir cevap yazdım:

Merhabalar Emel Hanım, 
İlginiz için teşekkür ederim. Mesele ne olursa olsun elimnden geleni yapacağımdan emin olabilirsiniz. Sanıyorum konuyu yüz yüze anlatmayı tercih ediyorsunuz. O yüzden bana buluşmak için yer ve saat bildirirseniz orada olacağım. 
Saygılarımla, 
Özel Dedektif Hasan Kayador 

28 yıllık hayatımda Hasan Kayador adının önüne böyle fiyakalı bir sıfat daha geldiğini hatırlamıyordum. Bir saniyeliğine kendi yalanıma kendim de inanarak, zafer kazanmış komutan edasıyla kalktım bilgisayarın başından.

Münasebetsiz zil de tam o sırada çaldı zaten. Delikten baktım, üst kat komşumun lüzumsuz ergen oğlu Dangalak Mert. Açmayacaktım ama dikkatli bakıp elindeki tabağı görünce kararımı değiştirdim.

Dangalak Mert korkunç sivilceleri, kontrolsüzce büyüyen göbeği ve elindeki böreğin kokusunu bile bastıran kesif ter kokusuyla karşımdaydı.

"Hoson Oğbii, anneom börök yapmuş da sana da göndördü."

Hayatımda bir şeylerin ters gittiği kesindi. Önce Emel Koçgiri, şimdi üç gündür devam eden korkunç açlığın üzerine gelen komşunun börekleri... Hiç düşünmeden kaptım tabağı Mert'in elinden.

"Sağolasın Mert, selam söyle annene," deyip kapıyı kapatacaktım ki, Mert kapı eşiğinden içeriye bir adım atıp utana sıkıla yüzüme baktı. "Hoson Oğbii," dedi, "yavvv şey vağ mı sende? Hani sidi falan böylö?" 

Anladım aslında çakalın derdini ama ağlatmak için, "Ne sidisi lan?" dedim.

Dangalak Mert bu sefer yüz bulup, bir adım daha attı içeriye, kapıyı kapatıp kısık sesle: "Yavv Hoson Oğbii gayış mayış işte anlasana..." 

"Oğlum sidi mi kaldı lan? Hangi çağdasın sen Mert? Internet yok mu sizde?"

"Oğbiii var da kotanın amına koyduk, pederle de papazım, başka pakete geçirtimiyor."

"Lan arşivin de mi yok?"

Mert pis pis sırıtarak, "Oğbiii geçende sildiydim höpsünü de," dedi.

"Oğlum," dedim gülerek, "otuzbirden sonra öyle gaflete kapılır insan. Kendini kontrol et biraz."

Bu sefer utandı bizim Dangalak: "Yok be oğbiii öylö dööl, formot atçaktım da o yüzden yaniii."

"İyi peki," deyip, arka odada çekmecelere sığmayıp yerlere saçılmış CD, dergi ve kitap yığınının arasında eşelenmeye başladım. Davet etmediğim halde Dangalak Mert de ayakkabılarını çıkarıp arkamdan geldi. 

Etraftaki dağınıklığa ve benim pejmürde halime bakarak, “Hoson Oğbii yaaa, sen çok ocoyip adamsin volla,” dedi.

“Aferin lan Mert!” dedim. “Aferin! Çok güzel söyledin hakkaten!”


Kaçıran için 1. Bölüm burada!

Hiç yorum yok: