18 Kas 2011

Muhasebeci

Canım nasıl sıkkın, nasıl tatsızım o gün. Uzun süre dışarıya gidince böyle oluyor hep. Döndüğümde işler iyiyse bile kötüymüş gibi geliyor. Suratım mahkeme duvarı gibi.

Tanıştırayım abi, diyor bizimki.

Tanıştır amına koyiim, diyorum. Tanıştırınca ne olacaksa artık. Tanıştır bakalım.

Tanıştırıyor. Oracıkta kanım ısınıyor aslan parçasına. Bizimkinin heyecanlı heyecanlı tanıştırayım abi demesi boşuna değilmiş demek ki. Yazıhanede oluyor bunlar, tanıştığımız da yazıhanede yeni işe giren muhasebeci çocuk.

Ben sorunca, iki yıllık mezunuyum abi, diyor.

Oğlum, diyorum, dört yıllıkları, sekiz yıllıkları da gördük biz. Neden öyle utana sıkıla söylüyorsun. Adam olana tepe gelir lan iki yıl, diyorum.

Hoşuna gidiyor eşek sıpasının. Götünü kaldırdık ya, hemen tahsilat yapacak. Öyle tabii abi, dört yıllıkları cebimden çıkarırım, diyor. Aferin lan, diyorum.

Abi, diyor sorunca, peder ben çocukken kanserden gitti, anam baktı büyüttü bizi. Ben de şimdi kardeşimi okutuyorum, diyor.

Helal olsun lan sana, diyorum. Baksana, Türk filmi gibi çocuk bulmuş bizimki.

Tecrüben var mı lan, diyorum. Var abi, diyor. Son sınıfta Eskişehir’de bir muhasabecinin yanında çalıştım. Buraya gelince, başka bir muhasebecinimn yanına girdim. Altı aydır da nakliyeci Saraçlar’ın defterleri bende, diyor.

Niye ayrıldın lan Saraçlar’dan, diyorum.

Oradaki patronum Kadir abiyi tanırsın herhalde abi, diyor. He, diyorum, tanırım. Tanıyınca ne olacaksa amına koyiim.

Onun kendi yeğeni okulu yeni bitirdi abi, benim yerime onu alacaklardı. Beni de buraya o gönderdi zaten, diyor.

Sever misin lan Kadir abini, diyorum. Severim abi, niye sevmeyeyim, diyor. Yavşak. Sevmiyor aslında da bodosuna söyleyemediğinden lafı dolandırıyor.

Kadir’i arar sorarım ama bak, diyorum.

Sor tabii ki abi, ne olacak ki, alnım ak çok şükür, diyor. Aferin, diyorum.

Başladın mı bakayım ufaktan, diye soruyorum.

Başladım abi, diyor. Sonra efendim, defteri şöyle tutuyorum, hesabı böyle kesiyorum, fiş, fatura, senet, proforma, tır, konteynır; anlattıkça anlatıyor.

Tamam lan tamam, diyorum. Anlatırsın sonra.

Odaya geçiyoruz bizimkiyle, geveze lan bu, diyorum. Geveze abi, diyor. Aferin amına koyiim. İyi ki bellemişsin bunu.

Ama abi, diyor, işi iyi kıvırdı, çok çalışkan çocuk, hem de dürüst, diyor. Aferin lan, diyorum. Bize de çalışkanı, dürüstü lazım zaten. Varsın çok konuşsun amına koyiim, ne olucak ki. Çenesinden eskir eşek sıpası.

Başlıyor anlatmaya sonra. Abi, diyor, şu aradı, öteki sordu, beriki uğradı, Ali mal istedi, Veli borç istedi, Ahmet aktı, Mehmet ekşidi.

Kafam şişti be oğlum, diyorum. Dur bir ara ver hele. Yol yorgunuyum hâlâ.

Çay söyliyim mi abi, diyor. Söyle amına koyiim diyorum, söyle, çay gelince ne olacaksa.

Bizimki çay söylemeye giderken, bıraksam mı lan hepsini diyorum. Kazandığımız üç kuruş para zaten, allahlık iki atölye eskisinde sağa sola fason mal çıkarmaktan başka bir yaptığımız yok. Ama sorsan, havamızdan yanımıza varılmıyor amına koyiim. Çay gelince, şu yeni çocuğu çağır bakıyım, diyorum bizimkine.

Adın neydi senin genç, unuttum, diyorum. Mert abi, diyor. Adın gibi mert misin lan, diyorum. Evelallah abi, diyor. Hoşuma gidiyor böyle eyvallahsız olması. Patronuyla konuşuyor neticede.

Bak, diyorum, bizim işte güven önemlidir. Burada yüz yüze bakıcaz hep, birbirimize güvenmezsek bu iş olmaz, diyorum. Sen bana güveneceksin, ben de sana, tamam mı lan, diyorum.

Tamam abi, diyor, başı dik. Tabii ki öyle olucak abi, diyor. Öyle olacak tabii amına koyiim.

Maaş falan konuştunuz mu bizimkiyle, diyorum. Konuşmadık henüz abi, siz ne verseniz kabûlümdür, diyor. Oğlum manyak mısın, diyorum. Öyle şey olur mu, hakkını almaya bakacaksın bu dünyada.

Doğru söylüyorsun da abi, diyor, ben sizin hakkımı vereceğinize inanıyorum. O yüzden sigortam olduğu sürece siz ne verseniz kabul, diyor. Bak bak bak. Bayağı bildiğin tilki lan bu. Hem alttan alıyor, sadık eleman pozlarında, hem de çaktırmadan pazarlık yapıyor.

Tamam lan, diyorum, sigortanı yapıcaz tabii, eşşek değiliz ya. Estağfurullah abi, diyor. 800 iyi mi lan, diyorum. Gözleri parlıyor. İyidir abi, diyor. Tamam diyorum, nüfus cüzdanını evraklarını falan ver bizimkine, o yaptırır girişini.

Allah senden razı olsun abi, diyor. Senden de koçum, Allah utandırmasın, diyorum. Ayağa kalkıp, elini sıkıyorum kopilin, hoşuna gidiyor. Sağol abi, deyip çıkıyor odadan.

Çayımı içerken, gazeteye bakıyorum. Bir sürü telefon edilecek, evrak imzalanacak, atölyeye gidilecek, sağa sola dert anlatılacak, bankaya uğranacak. Hiç birini yapasım gelmiyor.

Ben eve gidiyorum lan, diyorum bizimkine. Aman abi, diyor. Hiç değilse şu çek işini halletseydik. Adamlar on gündür seni bekliyor, diyor. Hallederiz lan, diyorum. On gün bekleyen, bir gün daha bekler. Bir günün faiziyle iflas mı edecek amına kodumun çocuğu?

Tamam abi, diyor bizimki. Nasıl abi, diyor, tam ben çıkarken, beğendin mi muhasebeci çocuğu?

Oğlum senin akraban falan mı bu lan, niye bu kadar üstüne düştün, diyorum.

Yok abi, diyor, hani ilk kez birini işe almaya ben karar verdim ya, o yüzden diyor. İyi amına koyiim, diyorum. Aferin. Beğendim çocuğu, iş görür. Çalıp çırpmasın diye iyi de para verdim, çalışsın bakalım itoğluit, diyorum.

Tamamdır abi, iyi düşünmüşsün, diyor bizimki. Amına kodumun yalakası.

Kaçtım ben, hadi sabah erken gel de işimize bakalım, diyorum. Çıkıyorum.


* * *

Aradan geçmiş dokuz ay. Yine dışarıdan gelmişim bir gün, sabah yazıhaneye uğramam lazım ama ayaklarım geri geri gidiyor. Dışarısı da soğuk aksi gibi. Nasıl kış mevsimiyse arkadaş, Nisan oldu gitmiyor şerefsiz. Arabayı sıfır yanaştırayım derken, sol aynayı çiziyorum, iyice canım sıkılıyor. Kapıyı çarpıp iniyorum arabadan. Yazıhanenin zilini çalıyorum, çaycı kadın açıyor.

Bizimki nerede, diyorum.

Gelmedi henüz, diyor. Gelmezse gelmesin, diyorum. Gelip de fatmaşanın şeyini mi kesiveriyor sanki bana. Bugün de gelmesin yavşak.

İçeriye giriyorum, bizim muhasebeci çocuk da yerinde yok. Bu nerede, diyorum, çaycı kadına. O da gelmedi daha beyim, diyor. Bu kadın, bu beyimleri, efendimleri nereden öğreniyorsa artık. Televizyonu yasaklayacaksın bu millete abicim. Adanalı toprak ağasıyız sanki amına koyiim.

Cebini arıyorum bizimkinin, kapalı. Muhasebeci yavşağını arıyorum, o da açmıyor. İşkilleniyorum, bizimkinin evini arıyorum. Karısı ağlamaklı, dün geceden beri eve gelmedi, ben de sizi arayacaktım, polise de haber verdim, diyor.

Kasayı açıyorum, boş. Internet’ten banka hesabına bakayım diyorum, şifre geçersiz, diyor. Bankayı arıyorum, bu hesapla ilgili bilgi alma yetkiniz yok, diyor kevaşenin teki. Sen benim kim olduğumu biliyor musun hanımefendi, diye bağırmaya başlıyorum. Bağırıp çağırdıktan sonra, telefonu duvara fırlatıp parçalıyorum.

Allak bullağım, esaslı bir dayak yemiş gibi. En çok da muhasebeci ibnesinin yaptığı koyuyor. Hadi öteki, yalakanın, düztabanın tekiydi, biliyorduk da; muhasebeci çocuğa gerçekten kanım ısınmıştı, güvenmiştim ibneye.

Karısı gelmiş bizimkinin, benle bağlantıya geçerse size haber vereyim mi abi, diyor. Ver amına koyiim, ver. Haber verince ne olacaksa…

* * *

Sonradan öğreniyorum, yavşak muhasabecinin abisi bizimkinin çocukluk arkadaşıymış. Anne-baba hikâyeleri falan komple yalan. Saraçlar’a da aynı yalanı söylemiş godoş. Yıllardır bunu kolluyordu herhalde dürzüler. Hesapta, kasada ne var ne yoksa, hepsini indiragandi yapıp toz olmuşlar. Ne duyan var ne gören. Polis arayacak bulacak da paraları geri alacağız amına koyiim. Nah alırsın!

Kendi kendine işi gücü bırakmayı düşünüp, hırsına yenik düşer de bırakmazsan, aha böyle zorla bıraktırırlar adama. O zaman para ederken satıp savmadın da ne oldu amına kodumun şaşkını? Şimdi yok pahasına elden gitti hepsi, sıfıra sıfır elde var sıfır amına koyiim.

2 yorum:

Sadettin Kötim dedi ki...

Cok guzel yazmissin be amina koyiim.

sonikpanik dedi ki...

aziz nesini'in bi tane hikayesi var onu hatırlattı, benzediğinden değil ama, hatırlayasım mı gelmiş nedir.. pööf neyse, iyimiş özetle..