16 Kas 2011

Berlin'de Kuşku

Berlin’in yeraltında vızır vızır ilerleyen sarı vagonlar, taşımacılık işlevleri bir yana, Berlinlilerin ruh sağlığını da dengeleyerek şehrin büsbütün şirazeden çıkmasına engel oluyorlar. Bir kollektif kuşku hissi var ki bu şehirde, özellikle kış aylarında bir köpük gibi kabarıyor, şehrin en olmayacak mahallerinde, en beklenmedik köşelerinde bir öcü gibi karşınıza dikiliveriyor. Kocalar, karılarından; karılar kocalarından kuşkulanıyor. Yerliler yabancılardan kuşkulanıyor, ihtiyarlar gençlerden, gençlerse kendilerinden. Herkes herkesten, en yakınından bile kuşkulanıyor; su katılmadık, saf bir güven hissinin özlemine kış güneşi bile nüfuz edemiyor. Havalar soğumayagörsün, sokaktaki insanların bakışları değişiyor, kasiyerler, otobüs şoförleri, gece bekçileri, banka memurları, barmenler ve kiralık katiller size az sonra bıçağı çekip dalaklarını yaracakmışsınız da fırsat kolluyormuşsunuz gibi bakmaya başlıyorlar. Boyunsuz Erhardt’a sorarsanız Nazi dönemi bilim adamlarının Almanya’ya ve insanlığa bıraktıkları tek önemli miras, kuşkunun derecesinin metrekare başına düşen insan sayısıyla ters orantılı olduğunu saptamış olmaları. Naziler’in bu saptama doğrultusunda insanları dar bir alana sıkıştırmak için ilk akıllarına gelen şey ise binlerce kişinin katıldığı yürüyüşler ve toplantılar. Günümüzde ise işte bu sarı yeraltı vagonları kurtarıyor şehri, toplu bir paranoyanın kıskacına kapılmaktan. Öyle ki, çocuk kitaplarına periyi bırak cadı kontenjanından bile giremeyecek denli perilikten çıkmış bir perinin dolduruşuna gelerek Sonjalar’dan intikam almaya adadığım bu gecenin en rahatlatıcı kısmı sarı vagonun içindeki bu yolculuk olacak herhalde. Fare tıynetli Berlinlilerle birlikte yıllardır süren birbirimizden gözlerimizi kaçırma idmanlarının neticesini artık yavaş yavaş almayı başardığımız bu gece yolculuğu, unvan maçına çıkan boksörün kendisine ayrılan odadaki son motivasyon denemesi yerine geçiyor. Birazdan kopacak kıyametin yankısını 74 Zaire’yle kıyaslayacak yerel tarihçiler.

Hiç yorum yok: