18 Eki 2011

KARL

Karl, cebindeki son yirmiliği de tek kolluya kaptırdıktan sonra yerinden doğruldu. Yavaşça ayağa kalktı, sandalyenin arkasındaki montunu alıp giydi, kapüşonunu başına geçirip, sağına soluna hiç bakmadan çıktı casinodan. Çıkar çıkmaz sert bir rüzgârla sersemledi, montunun fermuarını çekti. Yürüdü. İstasyonun önünde dört-beş genç toplanmış hiç konuşmadan bira içiyorlar, geleni geçeni kesiyorlardı. Onların uzağından geçebileceği halde, gözlerini en iri görünenine dikerek, inadına onların dikildiği yöne doğru ilerledi. Gençlerden iri yarı olan değil ama bir başkası ona laf attı. Adımlarını yavaşlattı, ama cevap vermedi. Tam önlerinden geçerken, bu kez iri yarı olan bir şeyler söyledi. Karl durdu. Başını çevirip iri yarı olanın gözlerinin içine baktı. Hiçbir şey söylemedi. Bira içen gençler de bir şey söylemediler. Karl bunun üzerine, başından hafifçe düşmüş olan kapüşonunu iki ucundan tutup gözlerine kadar indirdi ve hızlı adımlarla yoluna devam etti.

Yaşadığı apartmanın kapısının önüne geldiğinde, orada dikilmekte olan bir grup başka genç adama başıyla hafifçe selam verdi. Eve girdi, asansörü beklerken, gözlerini aynı noktaya dikip hiç kıpırdamadan durdu. Asansör geldi. 17. kata çıktı. Yaşadağı dairenin kapısını açtı. Evin daracık salonunda sarmaş dolaş televizyon seyretmekte olan babasıyla, onun sevgilisi olan kadına bakmadı bile. Onlar da zaten ses çıkarmadılar. Odasına girdi, üzerindeki montu çıkarmadan yatağına uzandı. Gözlerini kapadı, beş dakika kadar öylece yattı. Sonra hiç doğrulmadan, yatağın altındaki ucuz viski şişesine uzandı. İçmeye başladı. Sızdı.

Uyandı. Dışarıdan gelen sesleri duyunca, saatin henüz erken olduğunu düşündü. Yeniden uyumaya çalıştı. Sesler kesilmedi. Güçlükle kalkıp masada duran saate baktı, öğle vaktiydi. Babasının ve sevgilisinin çoktan işe gitmiş olmaları gerekiyordu. Kalktı. Seslerin geldiği mutfağa yöneldi. Mutfakta babasının sevgilisi Sarah kahvaltı yapıyordu. Sıcak kahve teklifi ve kızarmış ekmek Karl’ın aklını çeldi. Hiç niyeti olmadığı halde, nefret ettiği Sarah’yla birlikte kahvaltı masasına oturdu. Karl sormamıştı, ama Sarah o saatte neden hâlâ evde olduğunu açıklama gereği duydu. Temizlik firmasındaki işinden kovulmuştu. Karl neden kovulduğunu, bundan sonra ne yapacağını falan sormadı. Sarah, son dilim tereyağlı ekmeğini de yedikten sonra, İş Bulma Merkezi’ne gitmesi gerektiğini söyleyerek masadan kalktı. Karl ona şans dileyecekti, vazgeçti.

Karl, kahvaltı masasını topladıktan sonra tekrar odasına gitti. Yüzer tane mekik ve şınav çekti. Sonra ellerini başının arkasına alıp, yatağa uzandı. Tavanı seyretti. Tavanı seyrederken koltuk altlarından gelen kokudan rahatsız oldu. Duş almaya karar verdi. Duşun altındayken hiç planlamadığı halde mastürbasyon yaptı. Duştan çıkıp bir gün önceki kıyafetlerini giydi ve evden çıktı.

Apartmanın kapısındaki gençlere yine selam verdi. Manni’yi aramak için cep telefonunu eline aldı, sonra vazgeçti. Önce Manni’yle sürekli takıldıkları bara bakmaya karar verdi, onu bulamadı. Marketten bir Sternburg alıp, barın karşısındaki parka gitti. Birasını açtı, bankta bulduğu üç gün öncesinin tarihini taşıyan B.Z.’ye göz gezdirdi. Birası bitmek üzereyken Manni’yi aradı. Manni, nerede olduğunu söylemedi, lafı eveleyip geveledi. Karl sinirlendi, telefonu kapadı.

Manni’nin nerede olduğunu tahmin ediyordu. Marketten, biranın depozitosu olan sekiz centi aldıktan sonra, onu bulmak üzere yola koyuldu. En iyi arkadaşının son zamanlarda sıkça takıldığı, Karl’ın ise özellikle uzak durduğu bara doğru giderken, aradığı adam yarı yolda karşısına çıktı. Manni, yanında Uwe’yle birlikte ona doğru yürüyordu. İri yarı, orta yaşlı, sürekli deri montla dolaşan ve başında saç olmayan Uwe, mahallenin gençleri arasında sevilen, sevilmese bile korkulan bir adamdı. Bar işletiyordu, başka karanlık işleri ve ilişkileri vardı, aynı zamanda partinin ileri gelenlerinden biriydi. Karl, karşısında Manni’yle Uwe’yi görünce hiç sevinmedi. Uwe’yle kayıtsızca el sıkıştı, Manni’yle ise kendi geliştirdikleri usûlle selamlaştılar. Uwe, Manni’yi inşaat işi yapan bir arkadaşıyla tanıştıracağını, isterse birlikte gidebileceklerini söyledi. Karl, hiç istemediği halde, Uwe’den çekindiği için bu teklife hayır diyemedi. Brilikte yürümeye başladılar. On beş dakikalık yürüyüş boyunca Uwe konuştu, Manni onayladı ve destek verdi, Karl ise sustu. Uwe ona, artık yaşının ilerlediğinden, böyle işsiz güçsüz ve verimsiz bir yaşamın Karl’a yakışmadığından, Karl’ın zekasını ve gücünü kuvvetini ziyan ettiğinden dem vurdu. Dayanışmanın önemini vurguladı, bağlantıları sayesinde hayatını kurtardığı diğer gençlerden söz etti. Tıklım tıklım dolu bir dönercinin önünden geçerlerken, Türklerin zenginliğiyle ilgili sert bir yorum yapan Manni’ye müdahale etti. Önceliklere, alınması gereken tavırlara ve seçtikleri kelimelerin önemine ilişkin Karl’ın doğru dürüst takip etmediği birkaç cümle söyledi. İnşaat işi yapan adamın bürosuna girmeden önce Karl’a dönüp, onun çevresindeki hiç kimsenin sırtının yere gelmeyeceğini söyledi.

Karl; inşaat işi yapan adam, Uwe ve Manni’yle konuşurken sessizce dinledi. Sorulduğunda, kısaca kendini tanıttı. Görüşmenin sonunda tıpkı Manni gibi o da adama telefon numarasını verdi. Uwe, orada biraz daha kalacağını söyleyince, Manni’yle ikisi bürodan çıktılar. Güneş batmak üzereydi. Bir süre hiç konuşmadan yürüdüler. Manni sonra, Uwe’nin ne kadar kıyak bir adam olduğundan söz etti, Karl tepki vermedi. Sonra, arkadaşının Uwe’nin barına gitmek istediğini bildiği için eve gideceğini söyleyerek ondan ayrıldı. Ayrılırken Manni’yi uyarmak, onu bekleyen tehlikelere dikkatini çekmek geldi içinden, ama yanlış anlaşılacağını düşünerek sustu.

Karl, eve gitmedi. İlk gördüğü marketten iki şişe Sternburg aldı. Birini açtı, diğerini de montunun cebine koyarak tramvay durağına gitti. Tramvaya biletsiz bindi. Dört durak sonra inip, boşalan şişeyi yol kenarına bıraktıktan sonra çakmağıyla cebindeki diğer şişeyi açtı ve o civardaki en büyük alışveriş merkezine doğru yürümeye başladı. Birasını bitirip, şişeyi bir ağaç dibine bıraktıktan sonra, alışveriş merkezinin hemen yanıbaşındaki büyük Burger King’e girdi. Çalışanlara göz gezdirdi, en soldaki sıraya girdi ve beklemeye başladı. Sıra ona geldiğinde, tezgâhın arkasındaki kızdan beklediği tepkiyi alamadı. İki tane hamburger sipariş etti, hafifçe eğilerek kıza mesaisinin ne zaman biteceğini sordu. Kız cevap vermedi. Karl tekrar sordu. Kız yine cevap vermedi. Karl hamburgerlerini alıp, Burger King’ten çıktı. Kapıdaki açılış ve kapanış saatlerine baktı. Sonra iki hamburgeri çok kısa süre içinde bitirip, çevrede ucuz bira satan bir market aramaya koyuldu.

Karl, Burger King’in kapanış saatine kadar iki Sternburg daha içti ve personelin kullandığı arka kapıda, eski kız arkadaşı Meike’yi beklemeye başladı. O beklerken aynı kapıdan takım elbiseli bir adam çıktı. Karl’ı tepeden tırnağa süzüp, orada ne işi olduğunu sordu. Karl, gözlerini onun suratına dikerek, elindeki sigarayı, adamın ayaklarının dibine fırlattı. Orada ne işi olduğunu söylemedi. Takım elbiseli adam da üstelemedi zaten. Elinde taşıdığı paltoyu alelacele üstüne giydikten sonra arabasına binip uzaklaştı.

Takım elbiseli adamdan beş dakika sonra aynı kapıdan çıkan Meike de Karl’a orada ne işi olduğunu sordu. Karl, onu beklediğini söyledi eski sevgilisine. Meike, bu durumdan hoşnut olmadığını, aralarında artık hiçbir şey kalmadığını söyledi. Karl’ın kalın kafasına girmesi için, tüm bunları daha kaç kez tekrarlaması gerektiğini sordu. Sonra hızlı adımlarla tramvay durağına doğru yürümeye başladı. Karl da onun arkasından.

Kısa süren yürüyüş boyunca Karl ona yalvardı, hatalarını fark ettiğini, bir şans daha istediğini söyledi; Meike ise sürekli aynı şeyleri tekrarladı. Karl, Meike’nin itirazına rağmen onunla birlikte tramvaya bindi. Tramvayda da tartışmaya devam ettiler. Dilediği özürlerin ve yakarışlarının hiçbir işe yaramadığını gören Karl, öfkelendi. Meike’ye bağırmaya başladı. Kendini kime siktirdiğini bildiğini söyledi. Tramvaydaki yolculardan bazıları o tarafa döndüler. Karl, şöyle bir etrafı süzdükten sonra başlar yeniden öne eğildi. Karl, başını öne eğmeyen ve kınayan gözlerle onları seyretmeye devam eden yaşlı bir kadına dönüp, “sana ne” dercesine bir el hareketi yaptı. Bunun üzerine o kadın da başını çevirip, dışarıyı seyretmeye başladı. Karl, yakası açılmadık hakaretlerini sürdürdü. Meike hiç ses çıkarmadı, ona hiçbir karşılık vermedi. Meike’nin ineceği durağa geldiklerinde, Meike yine hiçbir şey söylemeden kapıya yaklaştı, Karl’ın kendinden utanması gerektiğini söyleyerek trenden indi. Karl, olduğu yerden hiç ayrılmadı. Orospu, diye bağırdı Meike’nin arkasından.

Karl, Meike tramvaydan indikten sonra boş bulduğu ilk koltuğa oturdu. Yanına kimse oturmasın diye sol elini, yanındaki koltuğa koydu ve o koltuktan hiç kalkmadan tramvayın son durağına kadar gitti. Tramvaydan indi. Ters yöndeki diğer tramvayı bekledi ve gelince ona bindi. Lichtenberg durağında tramvaydan indi. İlk gördüğü büfeden bir Sternburg alıp, büfenin önündeki banklardan birine oturdu ve Manni’yi aradı, nerede olduğunu sordu. Manni, Uwe’nin barında olduğunu söyleyerek, Karl’ı da oraya davet etti.

Karl, elindeki Sternburg’u bitirine kadar oturduğu banktan kalkmadı. Etrafını seyretti, şişenin ambalajını çıkarıp elinde top haline getirdikten sonra sokağa fırlattı, iki tane sigara sarıp içti ve birası bitince önce saatine, sonra cebinde kalan paranın miktarına bakıp Uwe’nin barına doğru yürümeye başladı.

Hiç yorum yok: