13 May 2010

1

Dar, apartmanların neredeyse iç içe geçtiği, iki apartman arasına gerilmiş iplerde beyaz iç çamaşırları, maskeler ve önlüklerden başka hiçbir şeyin asılı olmadığı bir ara sokak. Durgun, sıcak, yaprak kıpırdamıyor, iş makinalarını dayayıp sokağı olduğu gibi kaldırıp götürseler kimsenin umurunda olmayacak. Sokağın bize uzak olan başından ellerinde çantalarıyla, bir kadınla erkek yaklaşıyor konuşarak. Yavaş yavaş, turist gezintisine çıkmış gibi, hiçbir çekiciliği olmayan evlerin dış cephelerine, pencelerine bakıyorlar. Onların arkasından yine aynı yavaş tempoyla burun ve ağızlarında koku almalarını engelleyen beyaz maskeler bulunan kadınlı erkekli, ihtiyarlardan, gençlerden, çocuklardan oluşan bir grup hiç konuşmadan, hiç etraflarına bakmadan, sanki bu dünyadan değillermiş, sanki bütün duyularını yitirmiş gibi ilerliyorlar. Sokağın bu başındaki küçük bakkal dükkânının önündeki hasır taburelerde iki tane orta yaşlı adam oturmuş tavla oynuyorlar. Mutlak sessizlik, ürkütücü bir huzursuzluk, yakıcı bir güneş... Birdenbire, sokağın bize yakın başında yan yana dizelenmiş 4-5 katlı apartmanların birinin en üst katından fırlatılan, eski, siyah-beyaz bir televizyon müthiş bir gürültüyle sokağın orta yerinde parçalanıyor. Buna, artık bu tarafa iyice yaklaşmış olan, turist kılıklı kadınla erkek dışında hiç kimse şaşırmıyor, irkilmiyor, kafasını çevirip bakmıyor bile. Onlarsa büyük bir şaşkınlık içinde, önce yere düşen televizyona, sonra televizyonun atıldığı pencereye, sonra da hiçbir tepki göstermeyen tavla oyuncularına bakıyorlar. Maskeliler, televizyon ölüsünün yanından hiçbir şey olmamış gibi geçip gidiyorlar.

1 yorum:

atin beni denizlere dedi ki...

bu ne rezalet! Oyle sey olmaz.