12 Tem 2009

Küçük kişisel bisiklet tarihim - 1


Dün gibi aklımda değilse de ilk bisikletimi az çok anımsıyorum. Üç tekerlekliydi, selesi kırmızıydı, şimdiki plastik görünümlü rengârenk üç tekerlikliler kadar fiyakalı görünmese de onlardan kesinlikle daha sağlam bir bisikletti. Bisiklet sahibi olmak çocukluğum ve ilk gençliğim boyunca ciddi bir takıntıydı, bu bakımdan kendi kuşağımın orta-alt sınıf çocuklarından ayrıldığımı düşünmüyorum. Ama şimdi dönüp bakınca çıkaramadığım nokta, bu takıntının o kırmızı seleli üç tekerliğin alınmasından önce de geçerli olup olmadığı. Bunu tam olarak bilemesem de, yazılı bir mecrada yayınlanan ilk öykümün adının "Üç Tekerlekli Bisiklet" oluşu, Freudyen ekole bağlı bir psikiyatrın elinde dört başı mamur analizlere payanda olabilecek önemde bir done olarak okunabilir.

Neyse, nasıl ve nereden alındığını, daha sonra kimlerin eline geçtiğini hatırlamadığım bu üç tekerlekli bisikletle aramız bir hayli iyiydi. Yalnızca evde değil, o zamanlar oturduğumuz, beceriksizce 'nezih semt' süsü verilmiş gecekondu mahallesinin tozlu çamurlu sokaklarında da fink atmışlığım vardır uzun, kıvırcık saçlarım yüzünden beni kız sanan şişman, başörtülü teyzelere ve cam dibi gözlüklü hacı amcalara aldırmadan. Ama zaman geçti ve ilerleyen yaşımla birlikte, boyum posum da şekillenmeye, en kötüsü de kollarım ve bacaklarım uzamaya başladı. Sorun değil, ben yine de üç tekerlekli bisikletimle edizhuncasına mesûd olabilir, Sinekli sokaklarının tozunu attırıp, yorulunca da Nazife Teyze'mden Eti Puf dilenmeye devam edebilirdim ama o ilerleyen yaş yalnızca uzuvlarda değil, içerilerde bir yerde de hiç de hayırlı şeylere vesile olmayacak gelişmelere neden olabiliyor:

Kıskanmayı öğreniyorsunuz, gıpta etmeyi, çözümlemeyi. Bir Müslüm Gürses şarkısında hani, 'fark yarası' olarak taltif edilen kavramla tanışıyor, kendinizi başkaları üzerinden yargılamanın bunaltıcı, çıkışsız, baş döndürücü dehlizlerine ister istemez girmek durumunda kalıyorsunuz. Sözgelimi, akranlarınızın bir kısmının arkasında dengeyi sağlamak için iki küçük tekerleği daha bulunan iki tekerlekli bisikletlere terfi ettiğini görüyorsunuz. Ayrıca, daha becerikli ya da ebeveynleri daha gözükara olan bir kısım başka akranınızın ise doğrudan doğruya korumasız iki tekerlekli bisikletlerle fink atmaya başladıklarını görüyorsunuz sokaklarda. (Sokaklardan söz etmişken, gerçek adını hiçbir zaman öğrenemediğim ama lâkabını ne zaman hatırlasam yüzüme bir gülümseme yayan o mafyatik İtalyan tipli abimizden de söz etmeliyim. Mahallenin bütün çocukları ona 'Tursil' derdi. Başka bir yerde söz etmiştim ama burada tekrar etmenin zararı yok: Bu gibi hikâyelerden âdet olduğu üzere bu lâkabın nereden geldiğini hiçbir zaman öğrenemedik.) Bütün bu bisiklet hikâyesini elbette, ucuz filmlerden ve beylik hikâyelerden tanıdığımız, komşu çocuklarına özenen yoksul oğlanın dramına indirgeyerek okuyanı ağlatmak için yazmıyorum. Zaten akranlarımın iki tekerlekli bisiklete geçtiği dönemde, 'bana ne, ben de istiyom o bisikletlerden' diye mızmızlandığımı da hatırlamıyorum. Mızmızlanmaya başlamam için birkaç senenin daha geçmesi gerekiyordu.

Diyeceğim, hali vakti yerinde olan akranlarımın iki tekerleklilere terfi ettiği günler; benim kısa, küçük bisiklet tarihimin duraklama devrine tekabül eder. Bu duraklama devrini uzun uzun anlatamayacağıma göre; folklorik önemini, şirinliğini, topluluk ortamlarındaki tahvil değerini yıllar sonra fark ettiğim Ege aksanında bisikleti nasıl adlandırdığımızdan söz edebilirim bir ara nağme, utangaç bir yabancılaştırma efekti olarak. Çok özgün olmasa da öncelikle 'pisiklet' tabirini telaffuz etmem gerekiyor, zira daha yaygın olan oydu. Hattâ 'pisiklet'e bisiklet demek yerine göre kınanmanıza, ne oldum delisi, kendinibilmez, ukâla bir çocuk olarak nitelenmenize bile neden olabilirdi. Ama daha ilginç olan İtalyanca kökenli bir kelimenin Ege'nin içlerine dek (sonradan öğrendiğime göre yalnızca Ege'ye de değil) nüfuz etmesidir: Velespit!

Evet evet, yalnızca benim çocukluğumun geçtiği apolitik ve gamsız zamanlarda değil, bugün bile memleketimin ücra köşelerinde onsekiz çeşit modifikasyonu alının akıyla atlatıp ailenin yirmialtıncı çocuğuna hizmet veren vitessiz Bisan'ına 'velespit' diye hitap eden sümüklü bir sokak çocuğuna rastlayabilirsiniz. Rastlarsanız da iyi davranın o çocuğa, çocuk gibi değil akranınızmış gibi yaklaşın, hatrını sorup, derdini dinleyin. Bilin ki bisiklete hâlâ 'velespit' diyen çocukların neslinin tükendiği gün, o sümüklü sokak çocuklarıyla yalnızca karanlık alt geçitlerde size bıçak çekerken karşılaşacak, sıcak evlerinize gidip tinerci teröründen dem vuracaksınız kaygısızca.

DEVAMI GELECEK...

3 yorum:

health is wealth dedi ki...

awesome

Erkek Egemen dedi ki...

Dadı damağımızda galdı. Divam isterük.
(Bu tarihteki yerümüzü de gayda geçürün isterük.)

Rehavet dedi ki...

tabii ki, sıra pembe yavruya da gelecek..