12 Haz 2009

Yolculuk - 3

İşi gereği sürekli yolculuk eden kuzenim Rıfat, Anadolu'nun tıpkıbasım otogarlarının içini dışını, kıyısını bucağını ezberlemiştir ezberlemesine de; kimisi şıpın işi bir makyajla terminalliğe terfî eden, kimisi hepten terk edilip yıkılacağı güne kadar görüp görebileceği rahmet şehir içi dolmuş tabelalarında 'eski garaj' olarak anılmak olan, kimisi de inşa edildiği tarihten bu yana hiç dokunulmadığı için gören gözü zehirlemeye hazır bir mimarî felâket olarak kentin göbeğindeki yerini koruyan bu memleket numunelerini saran o sâkil havanın, o derde dert katan bungunluğun kühnüne vakıf olmuş mudur orası tartışmalı. Bizim son model alaman da, sağ koltuk altındaki ter birikintisinin Marmara Denizi yerine geçtiği memleket haritası gibi apak gömleğiyle, alaman otobüsünün direksiyonu başında kösüm kösüm kösülen kaptan şoförümüzün ani kararı üzerine o otogarlardan birinde, Konya'ya gidecek otobüsle Afyon'dan gelen otobüsün orta yerine sokuluveriyor yılan gibi. Emekli muavinin 'sayın yolcularımız'a hesapta olmayan bu duraklamanın gerekçesine yönelik bir açıklama yapması icap ediyor. Ama gerekçe niyetine öne sürülen 'on dakika ihtiyaç molası' tabiî kuyruklu yalan! Şirketin yasa gereği otobüslere takmak zorunda olduğu takografın sağına soluna kibrit çöpü ya da kürdan sokmak suretiyle alete aklını şaşırtarak, bozkırın orta yerinde akıp giden bölünmüşte '120 senin 150 benim' yaldır yaldır seyirten kaptanlardan biri değil bizim kaptan şoför. Yavaş gitmenin ödülünü işte şu alelâde otogarına sokulduğumuz kentin ilgili yazıhanesine beş dakika önce düşüveren iki yolcuyu da sürüye katarak alıyor. Şu çapaklı gözlerle alaman yolu gözleyen köylü karı kocayı da otobüsümüze aldık mı, bizden neşelisi, bizden gururlusu olmayacak; kaptan bunu bildiği için kaptanlığa getiriliyor zaten.

Merkezden taşraya giden şehirlerarası bir otobüste yolcusun. Söz konusu taşranın birörnek otogarlarından birinde gereksiz bir mola veriyor otobüsün. Kaptan şoförün istese o otogardaki iki yolcuyu iki dakika içinde bindirir, kimseyi de indirmeden yoluna devam eder ama belli ki onun da çişi gelmiş, canı sıkılmış, belki sadece iki adım yürümek istemiş oturmaktan yorulduğu için. Bu yüzden on dakika süre tanıyor sana ve diğer yolculara. O on dakikalık süre içinde yapılabilecek o kadar çok şey vardır ki, düşünsen şaşarsın, içinden çıkamazsın. Gerek yol arkadaşım, gerekse de ben bunun bilincinde olan okumuş çocuklarız. Daha otobüs park etmeden ayaklanıyor, bahar aylarında olmamıza rağmen buraların meşhur akşam ayazını hesaba katarak ceketlerimizi giyiyor, 'kaybolmaları halinde şirketimizin mesuliyet kabul etmeyeceği değerli eşyalarımızı' da yanımıza alarak otobüsten iniyoruz.

İnsanlar üçe ayrılır, insanların tümü değilse bile şehirlerarası otobüs yolcularının üçe ayrıldığı kesindir. Gerçi, insanları sürekli ikiye, üçe, beşe ayıran beşer tasnif uzmanlarına gıcık olan Tezat Amcam'ın, insanlığı ilgilendiren her konuda olduğu gibi bu konuda da son derece radikal bir çözüm önerisi vardır. 'İnsanlar ikiye ayrılır' diye söze giren destur bilmezleri bacaklarından ikiye ayırmak suretiyle bu tasnif meselesinin kökünden çözüleceğini savunur kendisi. Gel gör ki hiçbir tasnife gelmeyen Tezat Amcam benim, insanların tümü değilse de insanlıktan çıkmanın ön şartı olarak yolculuğa çıkma riskini göze almış olan, senin asla anlayamayacağın bu insanlar gerçekten üçe ayrılır:

Birinciler benim sevgili Tezat Amcam, mola yerinde ilk iş olarak sigara yakmak yerine tuvalete gitmeyi tercih edenlerdir. Bunların elbet fena halde çişi gelmiş olabilir. Sigarayı tuvalete giden yolda yakıp, çişini yaparken, elini yıkarken, otogar çığırtkanlarıyla lokum-şekerleme-pişmaniye pazarlığı yaparken içmeyi tercih ediyor da olabilirler. Ya da keyif erbabıdır amcacığım herifler, kime ne? Önce çişini yapacak, meshaneyi rahatlatacak ki içtiği sigaradan zevk alsın. Kaçamak bakışlarla otobüsün dibinde bekleşip sigara içen diğer yolcuları keserken, 'Ben çişimi yaptım da geldim salaklar sizi, sigarayı da bir zevkle içiyorum ki aklınız almaz. Siz bir an önce bitireyim de çişe gideyim diye yangından mal kaçırır gibi püfpüfleyin bakalım. Allah'ın mal değnekleri sizi' diye düşünüyor olamaz mı. İşte benim kıymetli Tezat Amcam, o mal değneklerinden biri de benim, ikincilerdenim yani. Tütünün köküne kıran girmiş sanki, daha ayağım otogarın betonunu öpmeden yanmış olur sigaramın ucu. Her işi aceledir bu ikincilerin, öncelikleri belirlemek konusunda sürekli sıkıntı yaşarlar.

Öncelikler de mayınlı bir arazidir, tüy düşse patlar bu arazinin zalim mayınları. Benim de içinde bulunduğum bu aymaz sürüsünün turnosol kâğıdı ise sevgili amcacığım, eski ev arkadaşım Tayfun'un köylülükten kurtulmanın yegâne belirtisi saydığı yapılacak işler listeleridir. Elbet önceliklerini belirlerken cinnetin eşiğindeki bir Şener Şen karakteri gibi kendini kaybeden bütün kader ortaklarımı birleştiren bir başka nokta da listecilik sporuna olan düşkünlüğümüzdür. Listecilik bir tutkudur, kararsız insanların mendireği, umutsuzların ise son sığınağıdır. Tanıdığım en halis listecilerden biri olan (son görüşmemizde 'kendi kişisel tarihinin en oturaklı 20 beyanatı' listesini henüz bitirmiş, gelmiş geçmiş en iyi on yol filmi listesini hazırlıyordu) eski ev arkadaşım Tayfun'un, bunun gibi konuları analize boğup, genelleştirmesine, kuramlarla açıklamaya çalışmasına öfkelenir; fotoğraf çekmekten gittiği yerin tadını çıkaramayan Japon turistlere benzetirdim onu. Ama gitgide Tayfun'a benzeyen bir insan olarak söylemeliyim ki Tezat Amcam, fragmanlar halinde yaşayıp, gizli şizofrenler olarak veda ettiğimiz modern yaşamın hem bir ürünü, hem de önleyicisidir bu listecilik tutkusu. Rekabet listeciliğe içkindir. Sürekli yarıştırıldığını hisseden modern bireyin kendi kişisel hipodromu da işte bu listelerdir. Biliyorum Tezat Amca, çok uzattım lafı, yine gereksiz kuramcılık hastalığım tuttu. (Bu hastalığı da belirtileri, sonuçları ve henüz bulunamamış tedavi yöntemleriyle birlikte bir başka şehirlerarası yolculukta ele alalım dilersen. Dileyeceğini pek sanmıyorum ama.) Neyse amca, dedim ya benim gibilerin turnosol kâğıdıdır binbir özenle hazırlanan bu yapılacak işler listeleri. (Yine ülkemizin önde gelen listecilik uzmanı Tayfun düşüyor aklıma: 'Yapılacak işler listesi hazırlamak, o işleri yapmaktan hem daha zevkli, hem de daha kolaydır.' Ahdımdır, başbakan olursam bir gün, bu sözü Devlet İstatistik Enstitüsü'nün girişine yazdıracağım en yaldızlı harflerle.) Ama bu listeler hazırlandıktan hemen sonra, dumanı üstündeyken ele vermez sahibini. En yarayışlı, en dayanıklı, en kullanışlısının ömrü 20 gün ile bir ay arasıdır. Ancak bu sürenin ardından incelenmelidir listeler. Hangi maddelerin üstü çizilmiş, hangilerinin yanına yöresine çeşitli işaretler serpiştirilmiş, hangileri yeni doğmuş bir bebek gibi ilk günkü masumiyetini muhafaza ediyor buna bakılmalıdır. Seni biraz daha oyalamak pahasına Tezat Amca, bir örnekle pekiştirmek isterim söylediklerimi. Yılı bilinmeyen, 2 Şubat tarihli işbu liste, şahsi eşyalarım arasına bulunmuş olup, burada öncelikle ilk günkü haliyle, yani üstü çizilmemiş, façası bozulmamış olarak sergilenecektir:

- Ömer’i ara
- Faturaları yatır
- Evi temizle
- Proje için taslak
- Pandikçiler'e CV gönder, görüşme ayarla
- Gökçe, Kadir ve Deniz'e meyil
- Üst baş al
- Evi ara
- Sigarayı bırak
- Saatin pilini değiştir
- Etek traşı
- Dayı'nın işini yap
- Evde yemek pişir

Şimdi dilersen sevgili amcacığım, bu listeyi hazırladıktan sonraki performansımdan söz edeyim kısaca. Listeyi üniversiteden kalan bir harita-metod defterinin herhangi bir yaprağına yapmıştım. Önce müthiş bir iş yapma aşkı ve etkisi yaklaşık yirmi dakika süren bir esenlik hissi içinde ilgili yaprağı yırttım ve muntazam biçimde dörde katlayıp cüzdanıma soktum. Sonra o sırada oturmakta olduğum mutfak masasından kalkıp, evin bana ayrılmış küçük odasına yöneldim, üstümü değiştirdim ve derhal Hacı Bakkal'a koştum. Bakkaldan iki paket sigara, bir paket makarna ve bir adet kalem pil alarak, Hacı Bakkal'ın muhabbet koyma girişimlerini de başarıyla savuşturduktan sonra eve koştum yeniden. Makarna için ocağa su koyduktan sonra evin salonundaki Öküz Pazarlama'nın eşantiyonu olan duvar saatini indirerek yeni aldığım pili yerleştirdim içine. Saati yeniden duvara astığımda tıkır tıkır çalışıyordu; işte benim L.S. yaşamım da o saat gibi çalışacaktı artık. Pilin saate takıldığı 2 Şubat akşamı bir milattı benim için. Öyle heyecanlı ve özgüven doluydum ki, 'Saatin pilini değiştir' maddesini karaladıktan sonra hızımı alamayıp 'Evi ara' maddesini de karaladım ve makarna suyu kaynarken eve telefon ettim. Makarnayı üzerine beyaz peynir rendeleyip yiyene kadarki yaşamım işte böylesine dolu dolu, böylesine mutlu, böylesine anlamlıydı. Ama sonra ne olduysa oldu, önceliklerim bir kez daha şaştı ve evimin tozlu arşivlerinde çürümeye terk edilen listem bir ay içinde şu hale geldi. (Kara çalındı yapılanlara.)

- Ömer'i ara
- Faturaları yatır
- Evi temizle
- Proje için taslak
- Pandikçiler'e CV gönder, görüşme ayarla
- Gökçe, Kadir ve Deniz'e meyil
- Üst baş al
- Evi ara
- Sigarayı bırak
- Saatin pilini değiştir
- Etek traşı
- Dayı'nın işini yap
- Evde yemek pişir

Hiç yorum yok: