27 Haz 2009

Beni üzmeyin

Bugün 26 Haziran Cuma, burası Gorki Park radyosu. Bugün bölük pörçük notlara, yarım kalmış öykülere, yeni cümlelere ve yıllar var ki tandırda pişmekte olan romanımıza eğileceğiz. Birkaç gündür ishalden, eylemsizlikten, can sıkıntısından ve sağlıksız beslenmeden muzdarip olduğum da kayıtlara düşülüversin madem.

Bugün okuduğum öykü antolojisinde gördüm, kahramanlardan biri ansiklopedide kendi maddesini yazıyordu. Bu fikri çok beğendim.

Ah Malina, ah Bachmann diyebiliyorum sadece. Bol kremalı bir Alman yemeği gibi çöküyor adamın üstüne, her uzun okumadan sonra birkaç saatlik bir hazım süresini mecburî kılıyor. Hiç alışmadığım, uygulamayı denemeye bile kalkmayacağım üslûbuyla bir başyapıt olmaya doğru gidiyor sayfa 160 küsur itibarıyla. (Toplam 303 sayfa sanırım.)

Bu boş geçen günlerimde kitaplar okuyor, filmler izliyorum; hiç değilse aklın gıdasını eksik etmemeye çalışıyorum.

Bu halsizlik yalnız hayra alâmet değil, bir hastalık başlangıcının arefesindeymiş, hatta bizzat göbeğindeymiş gibi hissediyorum; zevk alamıyorum yediğimden içtiğimden.

Bugün aksi gibi yazamıyorum da, daha ilk cümlesinde yarım kalmış Beş Taş'ın tıkanıverdim paslı bir oluk gibi. Ama bunu yazarken bile gıllıgışlı benzetmelerden uzak duramayışım bir sağlık belirtisi olarak okunabilir herhalde. Sağlık belirtisi...

Bu arada çaprazıma gelip oturan Latin tipli herifin İngilizce anlaştığı sarışın kız arkadaşının gevrek desem değil, göstermelik desem hiç değil, tahrip gücü düşük kahkahaları da konstrasyonumu olumsuz yönde etkiliyor.

Yahu yazamıyorum işte, tarihin bu kesitinde bu mekânda hiçbir yaratıcı etkinliğe kendimi veremiyorum. Niye zorluyorsun/zorluyorum?

Aslına bakarsanız, sanıyorum hafiften yoklamayla başlayan hastalıktan kaynaklanıyor ama her şeye boşveresim var, kötümserim, umutsuzum, hırtın tekiyim şu anda. O roman hiçbir zaman bitmeyecek, Beş Taş yarak gibi bir öykü olacak, Berlin'le ilgili roman da hiçbir zaman yazılamayacak, başarısız bir yazar müsveddesi olarak tarihe geçeceğim.

Ulan dur bari bizim Küba çeşitlemesini yazmayı deneyeyim. Belki biraz eğleniriz. Hele şu ikinci biram gelsin de...

Ulan burayı da mı tükettik yoksa, Gorki Park'ta dahi yazamıyor muyuz, şartlar olgunlaşmış olduğu halde. Nerde lan ikinci biram, cigara yakacam sizi bekliyorum...

Küba hikâyesine girdim ve artık yazabiliyorum. Beni üzmeyin, bir daha bölmeyeyim, sizi bir daha böyle görmeyeyim...

3 yorum:

fevri hareket dedi ki...

uzmeyin ulan rehavet abimi..
getirin birasini buz gibi..
aksi taktirde
Gorki parkina gomerim sizi..
Gommek demisken aklima geldi
Michael Jackson abimiz de toprak oldu..
O halde ben
Bu ictigim birayi kendisine adar
Beat iiiiiit
Beaat iiiiiiiit
diye haykiririm
Asariye Caddesinden asagi

Karsi evde toplanmis genclerden cirtlak sesli olani
"yuva yikanin yuvasi yikilir" seklinde beylik laflari savuruyor
"cirkinsin yavrum sen" diye ona da mi seslensem, ne'tsem?
derken agzimdan
"sus amina koyayim sus" dizeleri cikti, cok sairane...

abicim bu arada
hepimiz mehmetiz
hepimiz topuz
ehuheeehee der
gozlerinden operim

uzmeyin ulan guzel abimi..
biralarin yaninda midye dolmalar da benden..

Adsız dedi ki...

hersey yavas yavas,
hergun bir sayfa,
gerikirse bir satir,
yazilacak elbet, birikmis hayattan daha tahripkar baska bisiy yoktur.
icerisine patlamadan, patlat surdan bi roman...

fevri hareket dedi ki...

Adsiz'a katilmiyorum..
Cikmasi gereken bir roman degil. Boyle bir misyon adama yuk bindirir, niyeti varsa bile attan indirir..
rehavet bey yazsin, istedigi zaman, boluk porcuk de olsa birseyler.. aradaki baglantilari kurmak biz okurlara kalsin.. kuramayan da gitsin ahmet hakan okusun (bakin yine sosyal mesajimi verdim)...

herkes olaya bildigi kadar bakar, hayal edebildigi kadar onu yorumlar. bir album yapmak icin yola cikan muzisyen tokezler. yapacagi besteyi de yapamaz hale gelir. birakin sarkilar biriksin, gun gelsin o sarkilar bir album yapacak olgunluga erissin. degil ki derdimiz unlu olmak gokhan ozen gibi kendi paramizla album yapalim, bizler mehmet gureli'ye bakalim, marketa irglova'ya sulanalim.

"butun mutsuzlara, kayıplara, yalnızlara, dertlilere, çaresizlere, kimliksizlere, et makinasına kolunu kaptırmış aymazlara, izanı yitirmiş camgözlere, ağ peşinde ağız açan kefallere,nadas nedir bilmeyen şaşkın çiftçilere, kendi mahallesinde kaybolan muhtarlara, bin yıldır aynı koltukta oturan ihtiyat heyeti üyelerine ve korktuğunu bilmeyen korkaklara"

diyorum ki

su yolunu bulur...