21 Nis 2009

Ankara Karaka

Bandocu'nun şaraba asılmasıyla şişenin dibini görmesi bir oldu, biz bu mereti oysa kadehten içerdik evvelce. Geceleri, feleğin bakkal defterine yazdırıp veresiye almaya başlamamıştık o zamanlar, ne yapar eder bir yolunu bulur, birini daha indiragandilerdik çocukca bir aldırmazlıkla. Bandocu'nun babasından kalma kaşe paltosunun iç cebine sığardık hepimiz, soğuk havalarda bilhassa bayram yerine dönerdi bizim evdeki paşabahçelerin rengi atmış dipleri dipçikleri. Bir dipçik darbesine kurban verdiğimiz Ömer'i hatırlamayagörelim hele, ortalığı birbirine katardık, kubura kaçasıca iştahımızı söndürmeye Ayşa Ayşa'nın dedesinin dönüm dönüm bağları da yetmezdi. O zamanlar Ankara'nın gecesinden Salihli'nin kuşluğuna troleybüs kalkar, gidiş-dönüş bilet alanların dönüş biletini Ayşa Ayşa'nın sundurmadan mürekkep yaşlı dedesi katmerine katık eder, hapır hupur yutardı. Hem de barakadan hallice bir mesken döküntüsüydü Bandocu'nun babasından kalma kaşe paltosu, her dökülen düğmeye bir ton fazla linyit yazardı rahmetli babası. Sonra C. Efendi'nin topukları Ayşa Ayşa'nın dedesinin bile bile nadas diyerek kaderine terk terk ettiği dağ tarlalarını andırır, kadeh kadeh götürse iç sıkıntısını basamazdı Ömer'den yadigâr tariflere iliştirdiği meze göllerine. Şimdi vermez olasıca felek bize bir gece daha vermiş veresiye, şarabın dibinde görecek Bandocu o gecelerin telvesinde kaybettiği nota defterlerini. Nah görürsün diyesimiz var Ayşa Ayşa'yla ama Ayşa Ayşa yok ki burada.

Hiç yorum yok: