11 Mar 2009

Sokak çalgıcılarında “The Godfather” tandansı


Önce bir not: Şimdi ‘eğilim’ ve ‘temayül’ gibi şahane kelimelerimiz varken ‘tandans’ın kullanılmasına oldum olası soğuk bakmışımdır ama şu başlığa çok yakıştı meret, vallahi değiştirmeye elim varmadı.

Berlin’de bol bol sokak çalgıcısı var. Çellocusundan tut, bildiğin klarnet-darbuka ekürisine dek her türlüsünü gördüm. Yalnız son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey var, çaldığı alet ne olursa olsun sokak çalgıcılarının büyük çoğunluğu “Baba” filminin meşhur müziğinden şaşmıyor. Potsdamer Platz metrosunda org çalan ablamız olsun, U2 hattında tablasıyla mucizeler yaratan abimiz olsun, Hallesches Tor metro durağının çıkışında dertli dertli akerdeon öttüren amcamız olsun; ne zaman önlerinden geçsem Don Corleone’nin Sicilya günlerini hatırlatıyorlar bana. (Yazları Oranien Caddesi’nde, kışları ise Schleihsches Tor’la Kotbusser Tor arasındaki metro trenlerinde durmaksızın ve yorulmaksızın ‘Besame Mucho’ söyleyen kadife sesli, Sevin Okyay klonu teyzemizi pek tabii ki tenzih ederim. Artık o kadar çok denk gelmişti ki, geçenlerde dayanamayıp cebimdeki tüm bozuk paraları kendisine teslim ettim.)

"Baba" meselesine dönecek olursak, haliyle evrensel bir melodi. Hem vurucu, nerede duysa insanı yakalayan, zamanlarüstü bir yakıcılığı da var. Ama benim asıl takıldığım bütün gün bunu çalan müzisyenin ruh sıkıntısıdır. Tahayyül bile edemiyorum. Günler, haftalar, aylar boyunca aynı melodiyi çaldığınızı, kulağınızda o sesin yankılandığını düşünsenize. Coppola gaza gelip serinin dördüncü filmini çekse mesela, en son izleyecek olan kişiler onlar olacaktır muhtemelen. Bana Sicilya kırlarını çağrıştıran o melodi onların sözlüğünde soğukla, kalabalıkla, tepeden bakışlarıyla yanlarından geçip giden aceleci, vurdumduymaz, nemrut insanlarla, tren gürültüleriyle, sürekli tekrarlanan can sıkıcı anonslarla eşanlamlı olmalı. (Görüyorum ki şu son cümleyle birlikte ben de Kemalettin Tuğcu paralel evrenine geçiş yapmaya başlamışım ufaktan. Öylesine ‘tandans’lara kapılmışız ki, Allah sonumuzu hayır eyleye.)

Netice yok tabiî her zamanki gibi. Şuraya yazdıklarımı bir yerlere bağlayıp, oturaklı bir kapanış yapmayı becerebilsem zaten; şimdiye kadar ya Köşk'te bir öğle yemeğine davet edilmiş; ya da Banaz Çilek Festivali'nde çilek güzeli seçilmiştim.

2 yorum:

bekir tuzsuz dedi ki...

Banaz'da kiraz, Sivaslı'da çilek, Taşköprü'de de sarımsak.

Rehavet dedi ki...

Uşak'ın yetiştirdiği en esaslı yazarlardan biri olan Bekir Tuzsuz kardeşimiz haklıdır. Kalemim sürçmüş, Sivaslı'nın meşhur çilek festivalini Banaz'a mâl etmişim. Bütün Sivaslı halkından özür diliyorum. Bu yaz Antalya dönüşü uğrayıp da gazete ve cigara aldığımız bakkal hariç ama. Sıcaktan beyni sulanmış olacak çok gaba davranmıştı gödeleğin evladı.