6 Mar 2009

6 Mart: Gabriel Garcia Marquez

6 Mart 1927 / Kolombiya


Kolombiya hiçbir şeyden çekmedi kokainden çektiği kadar. (buna da 'Bond duble imâsı' denir literatürde) Marquez'e gelmeden evvel Kolombiya'yla ilgili bir anımı nakledeyim o vakit:

72 milletten insanın iştirak ettiği bir dil kursunda, muzip bir hocaya denk gelmiş idim bir zaman. Bir konuyu pekiştirmek için herkese ülkesinden getirebileceği hediyelerle ilgili sorular soruyordu. Fransız peynirle, İranlı halıyla, ben lokumla atlattım atlatmasına da; Kolombiyalı kardeşimize 'Ben de sınıf arkadaşlarıma Kolombiya'dan kokain getireceğim' dedirtmesini, sonra da 'birinci sınıf mal değilse işim olmaz yalnız' diyerek kızcağızın tamamıyla ambale olmasını içimde kalan kahkahalarla izlemiş idim.

Gelelim günün yazarına. 82 yıl önce bugün dünyaya gelen Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık"ı bir zamanlar en iyi on roman listemdeydi. Ayıla bayıla okumuş, hiç bitmesin istemiştim. Şimdilerde artık öyle listeler hazırlamadığım için yerini tayin edemesem de; sonradan başka kitaplarını da okuduğum Gabriel'in göynümdeki yeri hâlâ müstesnadır. (Son çıkan kitabının etrafında dönen PR çabalarına ve kitabın konusuna gıcık olduğum için okumadım valla, kusura bakmasın Gabriel Amca.)

Kendi istemeden bir zararı oldu yalnız 3. dünyalı yazarlara. Onun fantastik gerçekçiliğine (hiç sevmediğim bir tabirdir aslında bu da) Güney Amerika'dan ve diğer yoksul ülkelerden esaslı katkıların gelmesiyle birlikte; başını Batı ülkelerinin çektiği yerleşik entelicansiyanın kafasında 'bu üçüncü dünyalılar ancak böyle romanlar yazar, yazmalıdır' gibisinden bir yargı oluştu. Daha doğrusu zaten varolan ama pek dillendirilmeyen bir yargının sağlaması yapıldı. Hal böyle olunca, dışarıda isim yapmak isteyen Türk yazarların da yakındığı bir atama çıktı bize Batılı ağabey ve ablalarımızdan. 'Siz öyle varoluş bunalımıymış, birey olmakmış, modernite sorgulamasıymış, bütün bunları bize bırakın; geri kalmış ülkelerinizin siyasi, sosyal, kültürel meselelerinden fantastik ve egzotik sepetler örün, bize de okuyup bogota pazarı'ndan el işi heybe almış, topkapı'da nargile içmiş, fes'de falafel yemiş gibi hissedelim. Ara sıra da çadır tiyatrosu çağırır gibi sizi çağırıp, istediğimiz sorulara istediğimiz cevapları vermenizi isteriz. Sağ selamet yolumuzda gideriz.' (Ulan nasıl indirgedim, nasıl basitleştirdim meseleyi yalnız kendim de şaştım.)

Neyse konu dağıldı, ben de dağıldım zaten. Doğum günün kutlu olsun Marquez Baba. Buendialar gibi nâmın yürür inşallah.

Demiş ki:

"Son kertede, edebiyatın marangozluktan bir farkı yoktur. İkisinde de malzemeniz gerçekliktir, en az tahta kadar sert bir malzeme."

3 yorum:

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Kimin ne dediğinin ne önemi var ya da kimin nasıl algıladığının? Bir yazarı ya da kitabı ya seversin ya da sevmez... Ben Marquez'i hep sevdim, hep keyif aldım onu okumaktan. Bir büyünün içinde gibi o kelimeler üzerinden dolaşmaktan da öyle...
Çok yaşasın Marquez...

medgallis dedi ki...

meseleyi indirgediğiniz hal ve basitleştirme biçiminizle takdirimizi kazandınız rehavet bey.
acizane 'bu durum ancak böyle ifade edilebilirdi' der saygılarımı sunarım.
yengeye selam.
çocukların gözlerinden öperim.

axel dedi ki...

gabriel garcia marquez, okuyamaz herkes