12 Oca 2009

Hayri

Keskin, nefes aldırmayan bir koku. Omzumu kullanarak ilerlemeye çalışıyorum balık istifinin göbeğine. Mümkün olduğunca az insana sürünerek orta kapıya yakın bir yerde, bulduğum ilk boşlukta duraksıyorum. Çok sıcak. Öyle sıkışmış durumdayım ki, ceketimi çıkarmam mümkün değil. Az önce sert bir pencere açma-kapama tartışması yaşanmış burnumun dibinde, pencereyi açacak cesaretim de yok. Ayaklarımdan tüm vücuduma huzursuz edici bir uyuşma yayılıyor. Saate bakmaktan alıkoymaya çalışıyorum kendimi. Uyuşma, güç aldığım sağ bacağımda yoğunlaşıyor. Hemen sağımda, pencere kenarında oturmakta olan adamın beni süzdüğünü hissediyorum. Göz ucuyla kontrol ediyorum, yanılmamışım. Orta yaşlı bir adam. Yüz hatları keskin. Kıvrık kaşları ve iri burnu daha da korkutucu bir yüz ifadesi; kuşkucu, yer yer delici bakışları ise bir gizem havası veriyor ona. Sert yüz hatları ve kısık gözleriyle, filmlerde gördüğümüz soğukkanlı gizli servis elemanlarından birini andırıyor. İkinci kontrol girişiminde çakışıyor gözlerimiz, kıvılcımı içimde hissediyorum. İlerlemeliyim. İçime işleyen bu bakışlardan, bu sessiz tacizden kurtulmak için sol omzumla birkaç kez daha zorluyorum kalabalığı. Bir kedinin sığacağı kadar boşluk yetecek oysa, su gibi akıp gideceğim. Ancak balıklar ölü, kıpırdamanın olanağı yok. Hüsrana uğrayan sıvışma girişimimin adam tarafından takip edildiğinin farkındayım. Huzursuzluk filiz veriyor böğrümde, ter boşanıyor alnımdan. Sağ kolumu, bıyıklı şişman adamla; cılız, gözlüklü ve çilli gencin cenderesinden kurtarıp cebimdeki kâğıt mendile ulaşmaya çalışıyorum. Kıvılcım çakan adam, bu kez hiç kaçırmadan dikiyor cam gözlerini üstüme. Belasını arıyor olsa gerek, otobüsün tozlu camlarında dört dönen gözlerim. Kâğıt mendil ihtiyacı gitgide belirginleşiyor, alnımdan şelale akıyor. Neyse ki sağ elime alabildiğim mendili yavaş, esnek hareketlerle daha rahat konumdaki sol elime ulaştırıp alnıma götürüyorum. Otobüs duruyor, çamura bulanmış camlardan görebildiğim kadarıyla kırmızı ışıkta duran diğer araçları seyrediyorum. Yeşilin yanmasıyla birlikte gök gürültüsünü andıran bir uğultuyla kalkıyor otobüs ve adam sanki bunu bekliyormuş gibi, önündeki siyah çantayı kucağına alıyor ve içinden bir kitap çıkarıyor. Her şey oracıkta bitiyor aslında.

Üç durak sonra ayağa kalkıyor adam ve düğmeye bastıktan sonra kibarca yol istiyor benden. Isıttığı yere yığılıyorum, su gibi yayılıyor, yükünü indirmiş hamal gibi rahatlıyorum. Bana söylenen durakta inip, etrafı bir kez daha gözetledikten sonra hücre toplantısının yapılacağı adrese doğru yürümeye koyuluyorum.

Bundan yaklaşık 20 dakika önce keskin bakışlı adam çantasını kucağına alıyor ve çıkardığı kitabı okumaya başlıyor.

Kitabın adı: Harry Potter ve Felsefe Taşı.

1 yorum:

kayıkçı dedi ki...

merhaba üstad,

size sait faik kardeşliğinden geliyorum. iki adet link vereceğim, kütahya hisarlı ahmet namlı üstaddan iki yorum, beğeneceğinizi umuyorum.

http://www.yousendit.com/download/WnBTNWNpd0lubHgzZUE9PQ

http://www.yousendit.com/download/WnBTNWNpd0lveE1LSkE9PQ

sonra da bu yorumu silersiniz, yersiz oldu nitekim.