17 Eki 2008

Balık Mevsimi

Balık tutmaktan hoşlanmıyor aslında. Balık beklemiyorsa, ne beklediğini bilen de yok bütün gün, Ağustos güneşinin altında. Her akşamüzeri geliyor, sektirmeden. Bir haftasını doldurduktan sonra, diğer balıkçılarla selamlaşmaya, ara sıra gerçekten balık tutmaya başlıyor.

Diğer balıkçılara benzemeyen bu adamın durgun, düşünceli, hatta kuşkulu hali köprüüstünün gençlerinden birinin dikkatini çekiyor. Bir akşam adamın, köprünün sonuna kadar yürüyüp, orada kovasındaki balıkları yeniden denize döktüğünü fark ediyor kuşkucu genç. Merakını tetikliyor bu durum, sonraki günlerde de gözü adamın üzerinde. Ertesi gün adamın oltasını toparladığını görür görmez, kendi de hızla toparlanmaya başlıyor. Adam yine kovasını denize boşalttıktan sonra, yakındaki bir lokantanın tuvaletine girip, tiril tiril bir takım elbiseyle dışarıya çıkıyor. Gencin şaşkın bakışları altında, bir sigara yakıp şehir merkezine doğru yürümeye devam ediyor. Amansız takip bir işhanında son buluyor. Takip edilen adam, üstünde lacivert takım elbisesi, elinde oltası ve kovası, sırtında elbise çantasıyla gözden kayboluyor hantal işhanının kalabalığında. Takip eden genç adam, pes edip otobüs duraklarına doğru hareket ediyor.

Balık tutmaktan hoşlanmayan adam, ertesi gün ve sonraki günler köprüde görünmüyor. Meraklı genç, birkaç gün boyunca sağına soluna bakınıp sürekli bu gizemli adamı arasa da; onun da ilgisi kayboluyor zaman içinde. O sene mevsim bereketli geçiyor. Kovalar dolup boşalıyor Ağustos güneşinin altında.


FOTO: Mehmet Ali Oral

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Adam dinsel bir bereket sembolü falan mı? Sen de mi hidayete erdin? O öyle yaptı diye mi mevsim hareketli geçiyor?

Adsız dedi ki...

Cevapsız kalsın diye mi yorum yazıyoruz buraya?

Adsız dedi ki...

Cevapsız kalsın diye mi yorum yazıyoruz buraya?

Rehavet dedi ki...

oğlum böyle yoruma ne cevap veriyim lan?.. bunu mu çıkardın yani yazdığım zımbırtıdan?..

Adsız dedi ki...

yazdığınız şey bir zımbırtı değil, lütfen. Bir yazı kaleme alınıp yayınlandıktan sonra, o artık okurun değil midir? Okur onu öz yorumundan süzüp damıtarak ölümsüzleştirmez mi?