1 Ağu 2008

Akşam ezanı öncesi patlayan kavga

Hâlâ var mıdır bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda, mahalle yaşamaının temel taşlarından biri, olmazsa olmaz bir renk, günün finalini muştulayan folklorik bir atraksiyondu. Herkesin en az bir adet çabuk-parlayıp-hemen-sönen-akşam-ezanı-öncesi-kavgası vardı. Sudan sebeplerden çıkardı çoğunlukla, fazla uzun sürmezdi ve mahallenin imamı ezanı geciktirmediği sürece kimsenin burnu kanamadan biterdi...
Yaz gelmiş, okullar tatil olmuş, arapkavuran sıcakları yavaştan yüzünü göstermeye başlamış. Sanayiye ya da tabakhaneye çırak verilecek yaşa gelmemişsiniz henüz ya da anlayışlı bir aileniz var. Sabah alelacele atıştırılan rafadan yumurta ve babanın kahvaltısından artan çayla kahvaltı yaparken, göz ucuyla da TRT'nin sabi sübyanları zehirlemek için dünyanın öbür ucundan satın alıp getirdiği "Atlıkarınca" dizisine şöyle bir göz atıyorsunuz. Sonra ver elini sokak. O haftaların trendi neyse artık, yerine göre misketlerinizi, yerine göre gazoz kapaklarınızı, sporcu kartlarınızı, varsa eğer topunuzu alıp kalabalığa karışıyorsunuz. Bütün günü ‘yurt benim’den, ‘yağlı kayış'a; 'tüf tüf'den, 'yerde istanbul'a varana dek çeşitli oyunlarla geçirdikten sonra artık annelerin çağırma vaktinin yaklaştığı hissediliyor ve bunun uç verdiği huzursuzluğun rayihasi dolduruyor, adeta zehirliyor havayı. Günün finalini kıran kırana bir maçla yapıyorsunuz diyelim ya da iddiali bir misket partisiyle (bizim orda miskete cız denir bu arada). Yorgunluk iyiden iyiye hissettiriyor kendini, eve gitme vakti yaklaşıyor; açlık artık dayanılmaz hale geliyor, hele de öğle üzeri salçalı ekmek takviyesi yapmamışsanız vay halinize. Bir de tabii, akşamın yaklaşmış olmasının, yani iş ciddiye binerse kaçma ya da tam kavgayı başlatmışken anne tarafından çağrılıp, sıyırma ihtimalini güçlendirdiği ve bunun da kontrol mekanizmalarını erittiğini ilave etmeye gerek yok.

Netice itibarıyla, bütün bu etkenler bir araya geliyor ve tam da mahallenin akîl adamlarindan biri, ‘hadi artık dağılalım' diyecekken, asağı mahallenin çipil delikanlısı maçta kendine sert giren elemana dönüp okkalı bir küfür savuruyor ve ortalık birdenbire karışıyor. O değilse de, gazoz kapağı oynarken yaşanan ufacık bir ‘çizgiyi geçti-geçmedi’ tartışması iyiden iyiye alevleniyor ve birdenbire herkes önüne gelene dalarken buluyor kendini. Birkaç cılız tekme, üç beş yumruk girişimi, araya girenler, gaza getirenler, karşılıklı 'yarın görürsün'ler uçuşurken havada, imamın bıktıran sesi duyuluyor inceden ve kavga bitiyor. Anneler pencerelerde artık, bağırıyorlar. Taraflar burnundan soluyarak ayrılıyor olay yerinden ve bir gün sona eriyor. Belki yemekten sonra, aileler izin verirse, Almancı Fevzi'nin bahçesinden kayısı çalınacak, sokak lambasının altında toplanılıp muzır fıkralar anlatılacak ve daha birkaç saat önce yumruk yumruğa girenler can ciğer kuzu sarması olacak yeniden. Ertesi günün kavgasına kadar...

Daha az sıklıkla gerçekleşse de, bu kavgaların bir de sokakta örgü ören kadınlar arasında cereyan eden biçimi vardır ancak o çok daha derin bir konudur ve üstü de böyle kolay örtülmez. Belki bir gün anlatırız...

FOTOLAR:
Büyük fotoyu ben çektim.
Küçük foto İzzet Keribar'dan alıntı, Keribar'ın şahane fotolarına şuradan bakabilirsiniz.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Ya hafiz tam ayagimizi yeniden alistirdik gene battin balik oldun. Fevri hareketle FKK plajinda mi gunesleniyorsun, nedir? Ramazan gelmeden baslayiver yeniden.

Hurmetler,