28 Tem 2008

Üç köy filmi - II

Birinci bölüm şurada bir yerde.

Bu üç filmden köyle ilişkisi en az organik ve bir bakıma en sorunlu olanı Beş Vakit (BV). Köyü ustaca birkaç dokunuşla olduğundan farklı bir yapma-yapıştırma mekân, doğal film platosu, büyük kötülüklerden arındırılmış pastoral cennet haline getiriyor ya da buna yeltendiği hissini veriyor Erdem'in filmi. Ancak ilginç bir biçimde, tematik olarak köyle ilgili derûnî bir problemi olmayan tek film de Beş Vakit. Diğer ikisinde, köy, kahramanların kaçıp kurtulmak istedikleri, dönüp dolaşıp geri döndükleri, ne onunla, ne onsuz yapabildikleri, yüreği örseleyen bir pranga gibi. Bu bağlamda evrensel bir tınısı da var oradaki izleğin; Çehov’dan tutun da Baudelaire’e dek çok yerde izine rastlayabileceğiniz, zaman ve mekândan bağımsız bir taşra sıkıntısının çok başka açılardan dışavurumu söz konusu Mayıs Sıkıntısı (MS) ve Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ta (KKGY). Öte yandan, BV’nin ise mekândan insanlara sızan bu sıkıntılı ruh durumuyla çok fazla alıp vereceği yok gibi. Onun köylülerinin zihninde, köyü tanımlamak için illâki bir kasaba-şehir imgesine ya da düşmanına başvurmak gerekmiyor. Onların köyü, belki biraz da yönetmenin ustaca makyajı sayesinde kendi başına bir köy, bir adacık. Adaleti ihtiyat heyeti dağıtıyor, asayişi vicdanlar sağlıyor, dış dünyayla bağlantıyı kuran ise, ironik biçimde, köy romanlarında gericiliğin sembolü olan imam ve onun otomobili oluyor. Filmde teknolojinin göründüğü tek sahnede, imamın ailesiyle fotoğraf çektiriyor oluşu da ayrıca mânidar. (Bu arada, Reha Erdem’in köy öğretmeni konusundaki kararsızlığı da dikkat çekici. İnce bir sınır var orada. Kimi zaman pozitivist Cumhuriyet anlatısının favori imgesi olan, halkını aydınlatmak için her türlü güçlüğe katlanan idealist köy öğretmenini görüyorsunuz. Kimi zaman da İtalyan ya da Fransız taşrasında geçen ‘ah o güzel çocukluk yıllarımız’ temalı bir filmde, kasabalı gençlerin erotizm sembolü halinde gelen delişmen genç kızı. Öğretmen de köyün temposuna ayak uydurmuş diyebilirsiniz belki, köy yaşamının en haris yönlerinden biridir bilinçlilik derecesinin son derece düşük oluşu. Bir süre sonra her şey otomatik hale gelir, kimlikler, iradeler, inisiyitifler falan komple buharlaşıp, Ağustos sıcağına karışır...)

Her durumda BV, kendi kendine kıvrılıp, kimseye hissettirmeden akıp giden bir köyün kapalı devre kameralarla röntgenlenmiş hali. Kameralar kapandıktan sonra da, o köydeki yaşam o haliyle devam edecek orada, biteviye… Bu biteviyelik, bu tekdüzelik halini 'taşra sıkıntısı' temasına bağlamadan sunabilmek, estetik anlamda Reha Erdem’in başarısı. Ancak bu mutenalaştırmanın, makyajlamanın vebali de aynı şekilde onun boynuna…

1 yorum:

Erkek Egemen dedi ki...

Rehavet Kardeş,

Geçenlerde Reha Erdem'in ikinci filmi "Kaç para kaç"a rast geldim -ki kendisi zamanında çok beğendiğim bir film idi... Reha Erdem sinemasını (ve hayatını) finanse edebilmek için reklamcılık yapt yıllarca. Ve bence bu sahtekârlığın doruklarında dolaşan leş-meslek bu adamın sinemasına, o eşsiz A ay'dan sornaki her filmine sızdı, zerkoldu... Reha Erdem'in festivaller bazındaki başarısızlığını da bununla ilişkili olduğunu düşünüyorum: Reha Erdem bir estetisyen; estetik ölçeği de reklamın kendinden menkul skalalarına çok bağlı. Erdem'den, sözgelimi bir Bresson, bir Bergman filmindeki saflığı, bir Mizoguçi, ne bileyim bir Imamura filmindeki sinemasal, edebî estetiği bekleyemeyiz; zira sakatlanmıştır. Yazık... Ama böyle.

Bu üç film arasında Mayıs Sıkıntısı Türk sinema tarihinin en iyi birkaç filmi olarak açık bir şekilde ayrılmakta benim gözümde. Kiarostami'le aşık atabilecek, derûni bir taşra şiiridir Mayıs Sıkıntısı: Taşrada ölüm dirim hazırlıklarının sinemasal imgesidir.