19 Oca 2008

Lüferin bolardığı sene

Lisede miydi, Balıkesir'de mi, Seferihisar'da mı neydi... Sol bacağı sağ bacağından iki parmak kısa, sağ kaşının yarısı yanık, kolu bileği tombul, elleri ipince, kafa-vücut orantısı değme matematikçiye kurdeşen döktürecek bir felsefe hocası arkadaşımız vardı. Ya da tarih hocası, belki resim-iş; bilemiyorum şimdi. Bu kıymetli hocamız ile gündelik hasbıhalimize dalmış iken yine bir tabiî teneffüs esnasında; sağ iç boşluktan kopup geliveren 125 kiloluk bir kütle; kendisine umutsuzca yön vermeye çalışan birkaç tecrübe fakiri on dörtlüğün çabalarına rağmen; bizim dikilmekte (mecazen teğel teğel) olduğumuz kör noktaya yaklaşık sıfır yüzde dört deniz mili kala tamamen kontrolden çıkmış, belki Spinoza'dan, belki Ayastefanos Anlaşması'ndan, belki de Bruegel'in hovardalıklarından söz etmekte olan tombul kollu hocamıza, freni patlamış bedford hışmıyla bindirmiş, adamın sol bacağındaki fazlalığı uyluk kemiğine yamayıvermişti. İlk şoku atlatması yedi buçuk Napoli lisesi saniyesi alan kıymetli resim felsefesi tarihi hocamız, önce elindeki ince belli çay bardağında kalan son yudumu çekip, bardağı bana teslim etmiş, sonra şıkır şıkır ütülü gabardinini uyluk kemiğinden kurtarmış, hemen arkasından o kütleyi ağaç gövdesi kucaklayan koala edâsıyla kucaklamış ve kadırga kulağına bir şeyler fısıldayıp damperli gövdesini götdeşlerinin hazır ettiği eski garaja geri göndermişti. Ben tabiî, onüç santimetre eksik etekli, şehlâ gözlü, nayk sembolü kaşlı bir hocaânım olarak meseleye müdahil olma gafletinde bulunmamış, en tabula rasa gözlerimle resim felsefesi tarihi hocasının apak gömleğinden taşan meşrebinin genişliğine bakakalmıştım.

Napoli'de miydi, Banaz'da mı yoksa Vefa'da mı bilemiyorum; lüferin bolardığı bir seneydi, yeniden karşılaştık hocamızla. Laf döndü dolaştı, havada kısa bir Erzincan turu attı, geldi oturdu roka salatasının göbeğine, terkinde bizim tombul damperliyi de taşıyarak. Lüferin kılçıklarından resim yaptı, etinden felsefe, derisinden tarihini çıkardı da o aynı gabardin pantolonu orantısız bacaklarında bir esenlik belirtisi gibi taşıyan hocabey arkadaşım; yine de söylemedi kadırga kulağa fısıldanan sihri kendinden menkûl sözlerin hikmetini. "Bu lüfer her sene böyle bol olmayacak hocaânım," dedi, oysa ne hocalığımız kalmıştı lüfer nezdinde, ne de hanımlığımız tarih indinde.

Hesabı ödetmedi, o sene Napoli'den Balıkesir bir taş atımıydı...

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Zatı alinize teşekkür ederim.Eski türkçemizi tekrar hatırlatarak bizleri ihya ettiniz...Şuanda kullanılan dilimiz yeni türkçe olduğu için anlamakta herkesin zorluk çekmesi muhtemeldir. Peki siz bu yazıyı yazarken kafanızda neyi planladınız?..Şüphelerim beni yanıltmıyorsa siz eskiden kalma bir insansınız.Bu eskiliğinize rağmen bilgisiyar nasıl kullanıyorsunuz?..

fevri hareket dedi ki...

gercekten, Rehavet Bey/Hanim
siz eskiden kalma bi insan misiniz?
yoksa isimsiz arkadasin supheleri onu yaniltti mi?
yoksa hayat bir yanilgi mi?
cevap verir misiniz lutfen?

Adsız dedi ki...

Fevri Hareket Bey/Hanım şüphelerim beni yanıltmıyorsa sizde bir uzaylısınız...

b. dedi ki...

ilâhi :)

bu sitenin sâhibi/sâhibesi kadar kâarisi de pek bir hoş ya hû :)))