17 Oca 2008

Boccaccio'dan Decameron

Kitabın ruhuna uygun olarak kısa notlarla geçiştireyim:


- Beklediğimin çok üstüne çıktı. İlk cildini ayıla bayıla okudum, hemen kütüphaneye koşup ikinciyi aldım.

- Rekin Teksoy'un İtalyanca orijinalden yaptığı çeviri su gibi akıyor vallaha, su gibi ömrü olsun Rekin Amca'nın! (Ulan oğlum olursa adını Rekin mi koysam acaba?)

- Bokaçyo'nun kiliseye yönelttiği eleştiri yenilir yutulur gibi değil. Kitap 650 yıl önce Ortaçağ'da yazılıp basılıyor. Bugün evirip çevirip, aynısını Türkiye'de yazsan, adamı tefe koyarlar valla. Rönesans'ın habercisi demeleri boşuna değil. Dönemin yaşayış ve anlayış şekline meydan okurcasına hedonist ve keyfekeder hikâyeler her biri. Hele uçkuruna düşkün papaz karakterleri yok mu, bizim halk edebiyatının da favori temalarındandır aslında. Şimdi mahalle baskısı var diye daha az anlatılıyorsa bilemem.

- 14. yüzyılda da çok sağlam erotizm var ve bunu yazan bir adam da var. Şartlar ve teknoloji el verdiğince, aklınıza gelebilecek her türlü fantezi, he türlü sapkınlık burada, bu kapağın altında.

- Hikâyelerde edebî derinlik falan aramayacaksın tabiî. Hani sobanın başında ebemizin dedemizin anlattığı, sonunda ibret çıkarmamız beklenen, olmayacak tesadüfler, hayret verecek olaylarla dolu hikâyeler vardır; onların erotizm soslu halleri. Decameron'daki hikâyeler de zaten, sobanın başında değilse bile havuzun başında falan anlatılıyor. Ama kesinlikle sıkıcı değil.

- Passolini kitaptan dokuz hikâyeyi seçip, film yapmış. Bulup izleyeceğim izlemesine de, Passolini'den çok yaratıcılık yoksunu soft-porno endüstrisinin ilgilenmesi gerekiyor bu eserle. Telif sorunu da yok nasıl olsa, uyarla uyarla ipe diz...

- Bazı klasik filmlerde olur hani, sırf klasik diye izlersiniz, sıkılırsınız, sıkıldığınızı kimselere itiraf edemezsiniz; film bitince, bir sanat eserinden zevk almış olmanın tatminiyle değil, bir görevi ifâ etmiş olmanın bilinciyle çıkarsınız salondan. Ben bu kitabı okurken aynı şeyi yaşayacağımı sanıyordum, hiç alâkası yok. Bravo Bokaçyo'ya!

- Tepedeki tablo John William Waterhouse adlı ressama ait. Dekoş'tan esinlenme. (İğrencim.)

- Decameron, İtalya'yı pençesine alan veba salgını sırasında yazılmış, 'gülelim-eğlenelim' damarının çıkışı oradan. İlginç olan, benim Decameron'dan hemen sonra Thomas Mann'ın "Venedik'te Ölüm"ünü okumam oldu. Yarı-aydın olmasam, veba bağlantısı üzerinden iki metni didik didik edip, döktürürdüm ama kafam basmıyor, canım istemiyor, hayat veba bağlantısı üzerinden derûnî metinler yazdırmayacak denli sert koyuyor presini oyunun üçte birlik bölümü geride kalırken.

4 yorum:

arda zekaç dedi ki...

charles bukowski'ye de selam etmeden olmaz? gecenin icine yolculuk'la birlikte en sevdigi kitaplardan birisidir.

birisiydi. allah rahmet eylesin.

Erkek Egemen dedi ki...

Ben şu "sıkıcı filmler" faslına takıldım doğrusu. Hangileri mesela diye sorasım geldi.

Benim için Griffith'in (tahminen mispell ettim şimdi arayamadım madem site sahibi üşengeç ben neden olmayayım?) Intolerance'ı (1914, böylesine de malûmatfüruş bir adamım) mesela benim için öyledir. Hattâ hatırı sayılır Kurosowa ve Hollywood dönemi Hitchcock filmi de öyle. By the way, Grifith de faşistin tekidir zaten, Hitchcock'sa suya sabuna dokunmamış, Hollywood tekerine çomak sokmaktansa üslûp oyunlarıyla bir nevî mastürbasyon yapmış apolitik bir konformisttir. (Ohhhhh içimde yıllardır biriktirdiğim kini kusuverdim bir anda.) Kurosowa'nınsa o Shakesperareyen epik planlarınıdan hiç hazzetmem. Film noir başyapıtlarını da, Double Imdenity, Maltanese Falcon falan saygıyla anarım da yani en sevdikleri filmler arasında bunları sayanları çok da ciddiye almam hani.

Şu "görev ifâsı" meselesinden hiç korkmadan girişilecek adamlardan biri de Goethe'dir gözümde. Bak Nedim Gürsel Faust'u 50 küsür yaşında Berlin'deyen okumuş... Adam bunu itiraf ediyor; ama kitabın hakkını da teslim ediyor. Takdir ettim doğrusu.

Enis Batur da Paris'te yine aynı yaşlardayken Notre Dame'ın Kamburu'nu okumuşmuş. Demek ki iş geç olmasında değil güç olmamasında... Misal ben vakt-i zamanında Vadideki Zambak'ı okuyacağım diiye kastırdım de ne oldu... Daha zamanı gelmemişti belli ki.

Velhasıl Decameron'ununuz hayırlara vesile olsun efendim! Cenab-ı hakk Berlin kütüphanelerine bütçe, size okuyacak göz versin.

Yahu bir de madem konu "Veba"dan açıldı malûm Camus'nün kol gibi kitabı var "Veba" diye. onu da oku da üçü arasında şöyle aslanlar gibi bir doktora yaz babacım.

Rehavet dedi ki...

erkek egemen, buna beni sen zorladın, vebali senin sırtına bu ifşaâtların!

şimdi abicim, sıkıldığım filmleri düşününce ilk anda aklıma gelen üç örneği sıralayayım madem:

- potemkin zırhlısı
- dersu uzala
- easy rider

bir de, madem öyle eb'den, haremağası nedim'den örnek verdin, buyur sana ifşaâtın kralı:

ben hâlâ "suç ve ceza"yı okumadım arkadaş! (ohh be, yük kalktı omzumdan.. ne güzel bir şeymiş bu..)

yalnız şunu da ekleyeyim. yaşla birlikte, zevklerin incelmesi, okuma ve izlemelerin yarattığı birikinti, baştaki dumanın silinip gitmesi ve açıklayamadığım başka nedenlerden ötürü şöyle bir şey oluyor bende. 'bende de oluyor' diyenler parmak kaldırsın.

geçmişte izlediğim, okuduğum bazı eserleri bir yeniden okuma-izlemeye tabi tuttuğumda sonuçların çok farklı olduğunu görüyorum.

türkçesi, bundan 10 sene önce izleyip sıkıldığım bir eseri yeniden izlediğimde aynı hissiyata gark olmuyor, aksine o zaman alamadığım zevkleri alıyorum. (daha nadir gerçekleşse de, bunun tam tersini yaşadığım da oluyor elbet.) buna da örnek gerekecek şimdi, hemen iki taze film örneği vereyim:

goddard'ın "serseri aşıklar"ı birinci turda çarpmamıştı, 'iyi güzel' deyip geçmiştim, ikinci de aynı şey olmadı. benzer şekilde, scorsese'nin 'taksi şoförü'nü 18 yaşımda izledim, ne new york bilirdim, ne scorsese, ne de abd... bayağı bir sıkıldığımı hatırlıyorum. ama şimdi zorlasam 'en iyi 10'uma almasam bile, nerede görsem dikkat kesilir, bakakalırım.

kitaplarda ikinci okuma şerefini baheşettiğim çok az eser var, benzer örnekleri şimdi çıkaramıyorum ama filmler özelinde durumum budur.

yalnız bitirmeden, ben en çok şunu sevdim:

"Hitchcock'sa suya sabuna dokunmamış, Hollywood tekerine çomak sokmaktansa üslûp oyunlarıyla bir nevî mastürbasyon yapmış apolitik bir konformisttir. (Ohhhhh içimde yıllardır biriktirdiğim kini kusuverdim bir anda.)"

Bak meselâ, ben "Veba"yı da okumadım. Listeye alıyorum huzurlarınızda.

Ömer Faruk Özer dedi ki...

rehavet kardeş, decameron'a bu kadar övgü, dersu uzala'ya sıkıcı damgası, kırdın kalbimi.

Algılamam değişmiş demişsin. Bu meret tekrar değişir mi dersin?

Not: Kendimden şüphe duymaya başladım. Tekrar okuyayım diyeceğim ama çok uzun meret