30 Ara 2007

Gökova'da kaybolan tıfıl

Ormanın göbeğine doğru ilerliyoruz. Uykumuz var, içesimiz var, hevesimiz yok; genciz ama ortamın ihtiyarı. Ekipbaşının başında duman, en önde, başın sözde yardımcısı en arkada; o benim. Üç de tıfıl katmışlar bizim ekibe; atsan atılmaz, satsan para etmez. Huzur içinde gecenin huzrunun ırzına geçerken, tıfıllardan birinin ayakkabasının bağı çözülüyor. Hemen benim önümde yürüyor şopar, acıyarak bakıyorum ona. Ayakkabısını bağlayınca yetişir herhalde, boşvermişlik o zamandan işlenmiş defterimize. İstikâmet, milyonlarca yıllık tarihi boyunca ilk kez istikâmet olma şerefine erişmiş bir kara parçası, matematikte 'boş küme' diyorlar böylesine, Türkçe'de 'anlatım bozukluğu', fizikte ise 'kara delik'. Sayım yapılıyor, belirgin bir tıfıl eksikliği var; yüz yıllık çam ağaçları bile hissediyor bunu, yarma deyip geçmeyin. Boşvermişliğin şeytanî çekiciliği işte o ulu çamların uğultusunda dank ediyor kafama; ekibimdeki adamı kaybetmişim, ben ondan sorumluymuşum, hani masalmış bu ya. Biliyoruz, orospu çocuklarından biri derdest etti mahdûnu, sakladı kimbilir hangi asırlık karaçamın gövdesine; acı çektirecekler bize, hesapça sorumluluğun ne demek olduğunu dank ettirecekler kafamıza. 'Bulun adamınızı ormanda, tıfıl ayılara yem olmasın.' Ormana kırmızı tuborg tenekesi taşıyacak değiliz de, kırmızı malbora kutusu yoldaşlık etsin bu seferlik. Oraların ormanında gecenin gizemli bir evresi var, çamların çamlığından utandığı, korkunun reçineleştiği, kaygıların çam iğnesini kıskandıracak denli inceldiği. Bizim kendini aramaktan aciz arama-kurtarma timi, tam da gecenin o kutlu evresinde yola çıkacak oluyor; bir saatlik arayışın hakkını veriyoruz, en son Diomedes'le dertleşen sinirli çamın dibinde. Ucu ucuna ekleyerek cigaraları, bizim tıfılın kayboluşundan alıyoruz gençliğimizin intikâmını. Döndüğümüzde elimiz boş ama döşümüz dolu. Diğer ekiplerin ve aklımızı alan Aydınlı'nın önünde rezil oluşumuz, her şeyi bilen çam iğnelerinin şeref defterlerine selatin harflerle kazanınıyor. Bugün gidin Gökova'ya hâlâ anlatırlar, ekipteki tıfılı ararken kendini bulan genç eskilerini. Bizim şoparı derdest eden orospu çocuğu sırıtarak çıkıp geliyor yarım saat sonra, karaktersiz bir çalı gövdesinin ardından. Biz ona sırıtıyoruz, o bize sırıtıyor. Ertesi gün, Gökova'nın kumu daha bir incelmiş sanki...

Hiç yorum yok: