12 Ara 2007

En kötü aşk tarifi

Atari salonu açanın paraya para demediği, en yakışıklı futbolcu anketlerinde Semih Yuvakuran'a yağmur gibi oy gönderdiğimiz o apolotik günlerde, beş teneke löwenbrau'yu iç ettiği gibi, pantolon paçalarını birbirine sürtüp çamurdan arındıran bir kardeşimizin sahte müritlerinden esirgemediği dumanı yıllarca tütmüş bir tarifdi bu; burun delikleri o zaman da şimdiki kadar büyüktü, 'Bıraksan tayyare yanaşacak canını yediğim' derdi Salim Abi. Salim Abi de ince adamdı, 4 sene yatmıştı içeride. 'Ulan şu taş duvarlar anladı benim derdimi, siz anlamadınız be deyyuslar' derdi çok üstüne varınca. Artık bu öylesine bir tesadüf mü, yoksa kaderin bir oyunu muydu Salim Abi'ye bilmiyorum ama, cezaevi fabrikaya giden yolun üzerindeydi ve oradan her geçişimizde fabrikanın servisiyle, Salim Abi sektirmez, 'Mahpusluğun en çok da gecesi zordur be Raif,' derdi. Salim Abi, Raif'in çoğu zaman anlatmaya başladığı şeyi bitiremediğini, bitirdiği zamanlarda da eşantiyon niyetine on sekiz şey daha anlattığını iyi bilirdi tabii, bilirdi de umursamazdı. İşte o hangar burunlu kardeşimizdir ki, nohut oda evinde salça sofa yemeğini zıkkımlandıktan on beş fevzipaşa birahanesi dakikası sonra pantolon paçalarını dahi sürtmeden birbirine, Salim Abi'nin deyimiyle 'pervazını siktiğimin penceresi'nden içeri dalmış, gelirken lambası pır pır eden tırt direğin dibinden topladığı malbora izmaritlerinden birini, anadolu kilim motifli kibrit kutusunun vasat çöplerinden biriyle evermiş ve şu fevzipaşa atasözünü sulara sellere kazımıştı; ileride kendisinin de bir ata olarak anılacağını zerrece tahayyül edemeden: 'Arkadaş aşk son bira tenekesinin dibindeki son yudum gibidir; içsen bi türlü içmesen bi türlü!'

2 yorum:

Adsız dedi ki...

daha çok daha çok rehavet mahsülü olsun burada..

Emrah Yalım dedi ki...

enfes bir aşk tanımı olmuş yüksek müsadelerinizle çalıp çırpasım var