28 Ara 2007

Caché

Haneke'nin 'Caché'sine, kaşeyi basmak için geç kalmışım, üzüldüm.

Tesadüf etti şimdi, hiç düşünmemiştim ama filimin çatışmasını aşağıdaki Peyami Safa alıntısı bağlamında da yeniden yorumlayabiliriz. Burada da ölesiye "pasif" dövüşen ve son "aktivite"siyle ebediyyen muzaffer olan bir Şarklı var, elit-seçkin-rafine Fransız burjuvasının karşısında. Film bir yandan röntgencilik, izleme-izlenme, özel hayat kavramları etrafında dolanıyor, bir yandan da, kusursuzca kurulmuş düzeneğiyle son yılların en siyasi filmlerinden biri olup çıkıyor.

Vagona atlayıp, ikiyüzlü burjuvazi eleştirisi, otsu üst-orta sınıf yaşantısının tefe konulması, sömürgeci geçmişiyle yüzleşmeyen Fransa'ya sumsuk atılması falan demeyeceğim. Filmi izlemeyen, konusunu bilmeyenlere şu alttaki kare ne çağrıştıracaksa, film de onun hakkında. Haneke de böyle usta bir yönetmen işte, tek bıçakla tulum çıkarıyor:


* Şu ilgimi çekti, seyrettikten sonra eleştirilere göz atarken: Guardian'ın eleştirmeni mesela, tüm yazısını Fransa-Cezayir gerilimi, 1961 Paris olayları ve Fransa'ın sömürgeci geçmişi üzerine kurarak, filmi bu gözle değerlendirmiş. ABD'nin sünger kafalı duayen (duayen sıfatını gördün mü kaçacaksın o adamdan) eleştirmeni Roger Ebert ve aslında sevdiğim bir eleman olan Berardinelli ise işin bu veçhesinden tek kelimeyle dahi söz etmeden bitirmişler yazılarını. Sosyolog ağabeylerim habitus mabitus bi şeyler diyorlardı, bununla alâkası var mıdır acep?

2 yorum:

sara dedi ki...

Bazilari da söyle diyor;

Nicht im Bild ist das Rätsel, das Bild selbst ist das Rätsel!
In dem jede Eindeutigkeit verweigert wird, Hanekes bisher subtilster Film.

Erkek Egemen dedi ki...

Godard abinin lafini tersyuz edeyim izniyle:

"Ce n'est pas juste un film, c'est un film juste."

Bahr-i Hazerden buyana sert bir ruzgar esiyor gacayim.

(Bu film sirasinda sinemada horul horul uyuyan eski sevgilime de selamlar ederim, her nerede yasiyor ya da yasatiliyorsa.)