11 Kas 2007

Mevsimin ilk karı

Son yıllarda alışkanlık edindim, mevsimin ilk karının yağdığı günü not düşüyorum mutlaka. Gittiğim maçları ise, not düşmesem bile, biletlerini saklayarak hafızada tutmaya çalışıyorum. Bu sıradan Cumartesi'nin sürprizi, ikisini denk düşürmesi oldu.

Birlikte maça gideceğimiz arkadaşı beklerken hafiften atıştırmaya başlayan kar, biz stada vardığımızda zemini beyaza boyayacak kadar yağmıştı. Böylece, elimde sıcacık kahvemle mevsimin ilk karını Berlin Olimpiyat Stadı'nda karşılamanın tuhaf iç huzurunu da tatmış oldum.

Beş yıl önce New Hampshire'da bir yurt odasında karşılarken mevsimin ilk karını; biri gelip, bunu söylemiş olsa, kallavi bir siktir çekerdim kendisine. Bu da hayatın bir cilvesi olarak onlayn defterimize geçsin madem.

3 yorum:

Hakkı Kurtuluş dedi ki...

Demir Özlü'nün Berlin Güncesi üzerine konuşmuştuk. Demir Bey senin de işaret ettiğin gibi neredeyse hastalıklı bir şekilde (ben buna "tutkulu" demeyi tercih ederim, hem Demir Bey'e, hem de Berlin'e hürmetimden) hemen her gün ilkbaharın ilk tohumlarını, utangaç güneşini arıyor, o günün nem ve sıcaklık oranlarını çoğu kez Kantstraße'deki Paris Bar'daki masasında tuttuğu güncesine not ediyordu. (Şuraya da bir oturamadık; gitmek lâzım. Edebiyatçı kahvelerinden genelde pek hoşlanmasam da arada giderim böyle mekânlara.)

Ben de 2002'de Lyon'a (ve sonra başka bazı kuzey şehirlerine) demir attığımdan bu yana iklime, havaya, mevsime çok daha duyarlı biri olup çıktım. Tabiî bunda önemli bir pay kafayı Goethe'nin Garda gölüne geldiğinde hayranlıkla karşıladığı limon çiçekleriyle Nietzsche'nin Sils-Maria'da Adriyatik'ten o yana esen ılık rüzgârla kırmamdan da kaynaklandı. Özyaşamsal şeyler de az değil tabiî... Bak mesela hayatımın en keyifli, hemen her gününü duyumsayarak yaşayabildiğim güzü bu güzdü. Meşe palamutlarından, kızarmış çınar yapraklarına dek tabiatın sunduğu o renk cümbüşü olsun; arada sırada göz kırpıveren ve kişinin işini yaşama sevinci, günü yaşama arzusuyla dolduran pastırma yazı güneşinin değerine en çok, bu güz vâkıf oldum, diyebilirim.

Senin gibi bir futbol sevdâlısının yılın ilk karını stadyumda görmesi Berlin'in sana bir lütfu olsa gerektir.

"Stadtluft macht frei" demiş Weber (Simmel?), sosyolojik olarak haksız olmadığı kesin de, duygusal olarak bunun kendi nâmıma doğru olduğunu şimdi şimdi anlıyorum. Bilmem ne dersin bu konuda, Aslında bunu sorarken biraz da Nursel Duruel alıntına atıfta bulunuyorum.

berceste dedi ki...

o "beyaz lerze"yi,o "dumanlı uçuş"u unutacağa benzeriz..ben de yazardım bir zamanlar ilk ne zaman uçuştuğunu, defterlerime..lâkin öyle günler yaşadık ki yazın,bayramla gelen su'yu yazmak farz ol/muş/tu "onlayn defter"ime.

Adsız dedi ki...

bu yaziyi gunler once okudum ama son paragraf zihnimde dolanip duruyordu.alti cizili satirlardan birini kulaginiza fisildamak isterim;
'belki de yasantilar,onlari yasayabilecek olanlara sunarlar kendilerini(paul auster-new york uclemesi)'